Kundak

30.04.2016 478 okunma
Boyun eğmiş olarak ya da suskun, silik, uzlaşmış çekip gitmek istemem bu karanlık alemden.. Alınmamış öcün duygusu bu, sorulmamış hesabın, gecesinde gündüzünde dişler durur insanı... işte yine o duygunun kefenden daha soğuk örtüsü altındayım.. Ölmek istemem açıkçası O örtüyü yırtmadan ... Yaşarken, içimdeki ateşi saçarak yaşamalıyım. Doğduğu gün tutunduğu ışığı kıran, çelmeleyen tuzaklar karşısında insanı ancak kavgası yatıştırır, sıyrılıp canında sınanmış acılardan karanlığa karşı söndürmeden taşımak içindeki ateşi... Korkak da yılgın gibi kirlidir benim için ... Ne teslim ne ihanet, ne zulüm ne kölelik ... Başkaldırmış olanın mirascısıyım ... Binlerce sızının bağrında bilediğim bu çığlık tutuşmak için sabırsızlanan yaşama sevincinin sesidir ... Aydınlığın özlemi solumalı sesimden kendi sesini ... İnsanı kulu kılan her şeyin kundakçısıyım ... Öcüm var, sorulacak hesabım. Kolu olan savursun ne bulursa üstüne, benzin, fitil, çivilenmiş kutular, hayatı karartanların ... Geçtiğim her sokakta, manşetinde aldığım her gazetenin zorbalık ve sinişin, talan ve yoksulluğun yankılandığı bir dünyanın can çekişen bakışları var .. Başka çare kalmadı, ne bulursam üstüne bu karanlık alemin savuracağım... Avuçlarımda çıralar, kıvılcımlar... yüreğim, barut, dinamit, zehir ... Kanım böyle ısıtmalı gövdemi, atacaksa böyle atmalı nabzım ... Böyle direndim ayrılık günlerinde, sevdiklerimle böyle kucaklaşmalıyım ... Durulmayı özleyen ırmaklar için, filizin şarkısıyla dokuduğu dallarda yuvaları dağıtılmış sakalar, kahır dolu bakışlar, ağıtlar için, süzgün gözleri için yoncaları kurutulmuş tayların, korkutulmuş gülüşler, küskün anışlar için, sevda için, aşk için yaşamalıyım ... Dorukların rüzgarından köz alıp, yalanın inadına, mazluma zincirle, kırbaçla saldıranların inadına, yavruları diyar diyar göçer olmuş analar için, başağı yağmalanmış tarlalar, deşilmiş, mayınlanmış çayırlar için, kanlı pusuların, talanın inadına, yangınlar başlamalı. Nankörün, hilekarın, arsızın kuşattığı değil, üzülen, seven, acıyan, insanların savunduğu bir dünyamız olmalı .. Başka çare yok, yangınlar başlamalı ardı ardına .. Zalim, saklanacak karanlık bulamamalı ... Öyle ki, gökyüzü bile çıldırsın sevincinden alev alev kanatlanan yangınlar karşısında bir ucundan bir ucuna ufkun, sancılanıp, yıldırımlarla dünyayı alkışlasın. Sabahı sabah gibi solumak istiyorum, güveni güven, merakı merak, güzü güz, baharı bahar olarak .. Dokunup koklamak istiyorum büyüdüğüm şehrimi, gençlik günlerimi şarkılar söyleyerek aramak .. Çocuğum dönüşümden kaygılı gözlerle bakmasın istiyorum giderken arkamdan, bu beni kahrediyor .. Babamın bir ömür boyu yüreğinde koruduğu incelik yaralanmamalı, aldatılsam da aldatmayacağım, ona sözüm var, bu borcu ödemeden nasıl yaşarım? Yoksul da olsalar, onurlu insanlar doldursun sokakları.. Aşkın da ayrılığın da içten yankılanan sahici şarkıları duyulsun ... Bölüşmek isteğinin tomurcuğuna uzanamasın kimse koparmak için .. Yanılmak korkunç olmasın, ürkmesin birbirinden insanlar. Yangınlar başlamalı başka çare yok ... Düşlerimi karartacak kadar koyulaşan bu karanlık dağılmalı .. Durmalı ekrandaki o yılışık uluma, o çürüyüş, o şımarık saltanat, azdıkça yaygınlaşan kabalık, kalpazanlık, o sahte kahkahalar .. Kanlı dişleri tırnaklarıyla aşımızda, düşümüzde yuvalanan seçkinler sürüsü efendiler, çetebaşları ve onların el pençe kapıkulları, şen şakrak soytarıları kadar köleliğin prangası o sessizlik de kül olup ufalanmalı. Kolu olan ne bulursa savurmalı üstüne bu karanlık alemin, mazot, moloz, ateşlenmiş paçavra, katran, zift, cam kırıkları... Alçaklık kimsenin yanına kar kalmamalı .. Hırsız ki işini hüner sayacak kadar pervasız, katil ki katlettikçe katmerleşiyor, yağması şımartıyor yağmalayanı, nasıl başka çare aranır? Ey dünyanın sahibi, onu sen buldun, söndürme elindeki ateşi, tutuştur ufkunu karartan kara perdeyi, kaderini değiştir! Nihat Behram Ağustos 1999
— (0 oy)
Paylaş: Twitter· Facebook· WhatsApp

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yaz!

Yorumlar moderasyon sonrası yayınlanır.

Nihat BEHRAM — Diğer Şiirler

Tümü →