Gaflet Kervandır, bu gelip geçen her devran,
Yoksa sen baki kalır mı sandın?
Nefistir, bu her gönülden bir tat alan,
Yoksa sen farklı bir haz mı aldın?
İstemesen de dalgalanan bir nidadır bu,
Gönüllere sığmayıp coşarcasına akandır bu,
En derin kuyulardan fışkırarak çıkandır bu,
Yoksa sen meçhul kalır diye mi sandın?
Kalır mı ki! Atılan taş askıda,
Döner mi geçip giden zaman bir daha?
Dur! Diyemezken dudakların, ağızdan çıkana;
Yoksa sen hemen vuslata mı vardın?
Yürüdüğün yollar dolu olsa da güllerle,
Dikenler keser yolunu sen azmettikçe,
Menzil kabul etmez durmayı bir nebze,
Yoksa sen gülizar deryasına mı daldın?
Çare bulmaz içine attığın bir dert,
Mücadele et! İnancın ile sabret!
Çalışmadan değildir ki sarf ettiğin gayret,
Yoksa sen faniye dalıp mı kaldın?
Her duyduğun gerçek değildir elbet,
Sen onu bir de baki olan ile test et!
Melekeni kandıracak olan bu illet,
Yoksa sen bilmeden ihanete mi daldın?
Baharda esen rüzgârları hele bir kokla,
Aşk derya kapısını kapatır sanma!
Kelebekler mis olup etrafında uçsa,
Yoksa sen zatına iltifat mı sandın?
Âmâ mı oldu gözün her hakikate?
Nasıl sakladılar gerçeği senden katre katre.
Sana vaat edilen yalanla geçersen harekete.
Yoksa sen kendi kaderini kendin mi yazdın?
Ebedilik, değildir ki dünyada var olmak,
Şan, şöhret, makam ile yâr olmak,
Tek hakikat! Gerçek olana ram olmak,
Yoksa sen kendi mezarını kendin kazdın.
Nasıl Kıydılar Sana (Narine Atfen) Çiçeklere atfedilir senin ismin,
Esintide bile incinir bedenin,
Kuşlar gibi masum yüreğin,
Bilemediler mi neden adın Narin?
Sığdıramadılar seni koca dünyaya,
Nasıl da kıydılar narin canına,
Göz mü koydular yoksa altın tacına,
Belki de varistin padişah tahtına.
Gülümsemendi belki bunlara sebep,
Bitmek bilmedi onlara, gittiğin mektep,
Hangi edep, hangi meşrep, hangi mezhep;
Yazmaz hiç birinde, ne kalem ne mürekkep.
Kaderin bir caniye komşu etti seni,
Bulamadın etrafında tek bir seveni,
Çocukken gördün en acı gerçeği,
Kırılsın sana uzanan elin bileği.
Babanı mı beklediler gitsin diye uzağa,
Hangi kirli vicdan nasıl çekti seni tuzağa,
Koyun bile kıyamazken yavrusuna,
Çok gördüler hayatı nazlı kuzuya.
Nehirler paklar mı hiç, kirli elleri?
Nerede beslediler sana bu kini,
Zihinlerinde topladılar zehri,
Akıttık sandılar körpecik bedeni.
Kimsesiz görüp kendilerince sakladılar,
Unutulur, geçer gider bu da sandılar,
Üç beş kuruşa kanıp aldandılar,
Pahası olmayan narin bir cana kıydılar.
Hangi nefesiniz tutar sizi dünyada,
Kabul etmez ki zalimi musalla,
Nasıl hesap vereceksin mizanda?
Bilmez misin ne ceza var kullara?
Narin’i değil! İnsanlığı verdiniz toprağa.
Söz, Narin nezdinde yitip giden canlara,
Daha çok mısra gelse de dudaklara,
Fayda vermez hiçbir söz kalbi karaya.
Güllü Güzel GÜLLÜ GÜZEL...
Bakıyorum da gülen güllü güzele
Diyorum ki kendi kendime
Gül mü gülüş
Gülüş mü gül?
Bu gülüşü bahar güle
Haklı değil mi
Hayran olmakta
Bağrı yanık bülbül...
Erhan Tığlı Erhan Tığlı
Yüreğim Huzura Erer YÜREĞİM HUZURA ERER
Gönlümde yanan o ilk ateşsin
Karanlık ruhuma doğan güneşsin
Sen benim ömrüme eşsiz bir eşsin
Yüreğim seninle huzura erer.
Bakışın canıma can katan pınar
Hasretin içimde dev gibi yanar
Seninle çiçek açar koca çınar
Yüreğim seninle huzura erer.
Adını andıkça titrer bu sesim
Aldığım en tatlı, en son nefesim
Seninle kapandı her bir hevesim
Yüreğim seninle huzura erer.
Yollarım hep senin kapına çıkar
Gözlerin gönlüme sel gibi akar
Bu sevda dünyayı kökten yakar
Yüreğim seninle huzura erer.
Senden gayrısını görmez bu gözüm
Söylediğim en güzel, en sıcak sözüm
Baharda çiçeğim, kışın da közüm
Yüreğim seninle huzura erer.
Aşık Zihni-de düştü senin peşine
Rastlanmaz cihanda benzer işine
Kurbanım ceylan bakışlı gözüne
Yüreğim seninle huzura erer...
Bir Dünya Düşünürüm Bir dünya düşünürüm
İlk günden beri;
Açılmış da masallar gülü
Hırsın, kinin kapısı kapanmış,
Yüzlerdeki gülümseme çocuksu,
Gözlerde sevginin ışığı yanmış...
Bir dünya düşünürüm,
Ülküsü kardeşlik.
Yaşlılar korkusuz, çocuklar mutlu
Ve yaşatan sevinçler için yarışta gençlik...
O güzelim dünya ki yüzyıllardır
Bütün altın kalplerce arzulanmış...
Bir dünya düşünürüm;
Sarısında, siyahında, beyazında
Yürekler hep aynı anlayışla çarpar,
Aynı rüzgârla okşanır özgürlük çiçeği bayraklar...
Ararız bir olimpiyat şenliği yer yüzünde,
Düşlerimiz mavi "Arkadia" sabahlarına uzanmış...
Bir dünya düşünürüm:
Öylesine günlük güneşlik,
Orda her şey iyilik, güzellik, dostluk üstüne
Bir dünya düşünürüm bir dünya
Aklın aydınlığında
Duygunun selinde yıkanmış.
Özgürlük Eğer kuvvetim yetse benim
Rıhtıma koşarım yalnayak.
Halatlarını bütün gemilerin
Bıçağımla keserim.
Gemiler açılır salınarak,
Ben de artlarından bakarak
Gülerim,
Bütün kuvvetimle bağırarak,
Azat olun gemilerim, azat olun gemilerim!
Eğer kuvvetim yetse benim
Kentin bütün çocuklarını alırım evlerinden
Hepsine kiraz çiçeklerinden
Bir çift kanat takarım.
Çocuklar havalanır uçarak
Ben de artlarından bakarak
Gülerim,
Bütün kuvvetimle bağırarak
Azat olun bebeklerim, azat olun bebeklerim!
Sonra da kendi kendime
Artık işin kalmadı derim,
Çeker arabamı giderim.
Sevgili Öğretmenim Ben bir çocuğum.
Ali’yim, Ahmet’im, Mehmet’im.
Ayşe’yim, Derya’yım, Kezban’ım.
Tertemiz bir defterim, yazılmamış.
Ben, yumuşacık, her şekle sokulmaya hazır hamurum,
Yoğrulmamış.
Çalışmaya hazır saatim,
Kurulmamış.
Bir ırmağım, yolu çizilmemiş,
Bir dünyayım, keşfedilmemiş.
Sana emanetim, öğretmenim.
Yarının geleceğisin diyorsun,
Hep göğsünü geriyorsun ve Atatürk’ü gösteriyorsun.
Bana geçmişi yaz, satır satır,
Beni koru, beni yoğur, beni kur,
Beni yürüt, beni koştur, beni uçur,
Beni al, Mustafa Kemal yap öğretmenim.