Şiir şitesi, usta ve amatör şairlerin birbirinden güzel duygu dolu şiirleri...
A
B
C
Ç
D
E
F
G
H
I
İ
J
K
L
M
N
O
Ö
P
R
S
Ş
T
U
Ü
V
Y
Z
Son Eklenen Şiirler:
Senin Olan Amelindir
(50)
Ne mal ne mülk ne de para!
Senin olan amelindir!
Bir gün sana gelir sıra!
Senin olan amelindir!
Sakın güvenme varlığa!
Bir gün düşersin darlığa!
Yolun varır mezarlığa!
Senin olan amelindir!
Niceleri geldi geçti
Kendisine bir yol seçti
Ununu eleyip göçtü
Senin olan amelindir!
Dolaşma yanlış adreste!
Kulakların olsun seste!
Huzurla göç son nefeste!
Senin olan amelindir!
Dünya yaydır, insan bir ok!
Hedef kulluk, yollar birçok
Variyetin faydası yok
Senin olan amelindir!
Ayrı düşersin eşinden
Uzak kalırsın düşünden
Verdiğin gelir peşinden
Senin olan amelindir!
Dünyanın yükü ağırdır
Nice vicdanlar sağırdır
Aslolan temiz bağırdır
Senin olan amelindir!
Ne taht ne de taçlar kalır
Ödenmemiş borçlar kalır
İşlediğin suçlar kalır
Senin olan amelindir!
Bu dünyadan göçtüğünde,
Sonsuzluğu seçtiğinde,
Hak şarabı içtiğinde,
Senin olan amelindir!
05 Ağustos 2026/Trabzon
M. NİHAT MALKOÇ
Diyarbakır Terennümleri
(47)
Diyarbakır şehrini seyre daldım surlardan,
Bugüne gülümsedi o kadim asırlardan!
İyileşmiş yüreği yaradan, nasırlardan!
İnsanlık yapısında temeldir Diyarbakır!
Kayapınar, Sur’uyla güzeldir Diyarbakır!
Zamanı kuşatandır, hem ebet hem ezeldir
Dünün keşmekeşinde bugün daha güzeldir
Güneydoğu’nun gülü, gönlümüzde özeldir
Kardeşliğe uzanan bir eldir Diyarbakır!
Bismil’le, Çermik’iyle güzeldir Diyarbakır!
Hilâlimin al’ıyla boyanmışsın ey şehir!
Derin uykularından uyanmışsın ey şehir!
Hasretin ateşinde çok yanmışsın ey şehir!
Ebede giden yolcu, ezeldir Diyarbakır!
Yenişehir, Bağlar’la güzeldir Diyarbakır!
Geçmişten geleceğe akan bir nehirsin sen!
Yaşayan ve yaşatan vefalı şehirsin sen!
Köklerin derindedir; evvelsin, ahirsin sen
Gönül bağlamasında bir teldir Diyarbakır!
Çınar’ıyla, Çüngüş’le güzeldir Diyarbakır!
Asur’dan Urartu’ya çağların vardır senin
Hevsel ismiyle mamur bağların vardır senin
Andok, Maden, Karacadağların vardır senin
Çoğu kere sert esen bir yeldir Diyarbakır!
Ergani’yle Dicle’yle güzeldir Diyarbakır!
Roma’dan bugünlere ayaktadır surların
Yakar yandırır bizi türkülerde efkârın
Nice güzellik saklar; dünün, bugünün, yarın
Azmî’de, Gülşenî’de gazeldir Diyarbakır!
Kocaköy’le, Kulp’uyla güzeldir Diyarbakır!
Karanlık gecelerin zülâlisin ey şehir!
Bu gönül kalesinin hilâlisin ey şehir!
Şehidimin, gazimin helâlisin ey şehir!
Uğrunda ölenlere bedeldir Diyarbakır!
Silvan’ı, Lice’siyle güzeldir Diyarbakır!
Al’ıma bedel saydım toprağını, taşını
Hep içine akıttın gözlerinin yaşını
Kimse engelleyemez istikbâle koşunu
Gönül bahçelerinde bir güldür Diyarbakır!
Hazro’su, Eğil’iyle güzeldir Diyarbakır!
Nice seneden beri dağların duman senin!
Taşıdığın asil ruh, dertlere derman senin!
Mâziden istikbâle surların yaman senin!
Öfkeye, kargaşaya engeldir Diyarbakır!
Hani’si, Hevsel’iyle güzeldir Diyarbakır!
Kadim medeniyetin beşiğisin ey şehir!
Hürriyet kapısının eşiğisin ey şehir!
Aydınlık şafakların ışığısın ey şehir!
Yüreğe konuşlanmış pergeldir Diyarbakır!
Surlarla, İçkale’yle güzeldir Diyarbakır!
Bir anka kuşusun sen, küllerinden doğmuşsun
Zincirlerini kırıp karanlığı boğmuşsun
Âb-ı hayat misali üstümüze yağmışsın
Önünde durulmayan bir seldir Diyarbakır!
Delilo halayıyla güzeldir Diyarbakır!
Yürek yakan hoyratsın, sazımızda telsin sen!
Anne kadar sıcaksın, kim demiş ki elsin sen?
Ey sahabeler şehri, bahçemizde gülsün sen!
İlmek ilmek işlenmiş danteldir Diyarbakır!
Cünbüş’le, zilli tef’le güzeldir Diyarbakır!
İlâhî bir nakkaşın fırçasında nakışsın
Sonludan yola çıkıp sonsuzluğa akışsın
Kimilerine dümdüz, kimisine yokuşsun
Kolay geçit vermeyen bir beldir Diyarbakır!
Şair Ahmet Arif’le güzeldir Diyarbakır!
Ülkemin mamur şehri, Mardin’in kapısısın!
Kardeşliğin, dostluğun muhkem bir yapısısın!
Huzurun membaısın, ülkemin tapususun!
Sevgi terennüm eden bir dildir Diyarbakır!
Şair Cahit Sıtkı’yla güzeldir Diyarbakır!
Üstünde nice kadim devrin izleri vardır
O efsunkâr yüzünde dünün gizleri vardır
Gözü çıkasıların sende gözleri vardır
Kadim değerleriyle bir ildir Diyarbakır!
Karakoç’la Gökalp’le güzeldir Diyarbakır!
Hasretin çeşmesisin, gözümden akan şehir!
Hicranın aleviyle ruhumu yakan şehir!
Zakkumun inadına karanfil kokan şehir!
Hiçbir yere benzemez, özeldir Diyarbakır!
Yediden yetmişine güzeldir Diyarbakır!
04 Ağustos 2026/Trabzon
M. NİHAT MALKOÇ
Çiçek Açtı
(54)
Sevdaları dala astım,
Dallarında çiçek açtı.
Seni görmek idi kastım,
Yollarında çiçek açtı.
Bahçelerde güller biter
Gül dalında bülbül öter
Yeter dedim artık yeter,
Güllerinde çiçek açtı.
Eridi dağların karı
Şifa diye sattım narı
Bulacağım nazlı yari,
Gönüllerde çiçek açtı.
Daldan kopardım ayvayı
Dolaştım kahbe dünyayı
Hayatta sevmem kavgayı,
Ellerinde çiçek açtı.
DOĞANAY'ım çeker nazı
Gelmiş derler bahar yazı
Türkü söyler durmaz sazı,
Dillerinde çiçek açtı.
Kemal DOĞANAY
Hasbihal Eyle
(62)
Dostlarım toplanıp beni sorunca,
Toplanan dostlara selamım söyle.
Hak'kın huzuruna bir gün varınca,
Gelen dostlarımla hasbihal eyle!
Kemal DOĞANAY
Kalmadı Heyecanımız!
(75)
Yaşlılık mı nedir bilmem!
Kalmadı heyecanımız!
Gayri kolayına gülmem!
Kalmadı heyecanımız!
Gördüğümüz rüya değil
Maya eski maya değil
Dünya mutlu dünya değil
Kalmadı heyecanımız!
Tadı yoktur hiçbir şeyin!
Ne kasabanın ne köyün,
Sözü geçmez evde bey’in?
Kalmadı heyecanımız!
Hesapta yoktur düşümüz
Dünde kaldı gülüşümüz
Vakit öldürmek işimiz
Kalmadı heyecanımız!
Dünün kopyasıdır günler
Şimdi birden farksız binler
Gönül şekva edip ünler!
Kalmadı heyecanımız!
Yastığımız taşa döndü
Baharımız kışa döndü
Her ne varsa başa döndü
Kalmadı heyecanımız!
Yüreklerden taştı âhlar
İşe yaramaz eyvâhlar
Umut getirmez sabahlar
Kalmadı heyecanımız!
Dört yanımız kara duman
Kışa evriliyor zaman
Kimden dilemeli aman?
Kalmadı heyecanımız!
Durmadan döner çarkımız
Bugün dünden yok farkımız
Yeni değil bu şarkımız
Kalmadı heyecanımız!
01 Ağustos 2026/Trabzon
M. NİHAT MALKOÇ
Öldüğünden Haberin Yok!
(85)
Yalnız kendini tanırsın!
Öldüğünden haberin yok!
Yaşadığını sanırsın!
Öldüğünden haberin yok!
Gönlümüzde, gözümüzde
Dilimizde, sözümüzde
Karakışta, yazımızda
Öldüğünden haberin yok!
Karanlığın en dibisin!
Üzüm değilsin, çöpüsün!
Dipdiri meyyit gibisin!
Öldüğünden haberin yok!
Sönmüş gözlerinde ferin!
Farkı yoktur ölün, dirin!
Yok hükmünde bende yerin!
Öldüğünden haberin yok!
Zifirî bir gecesin sen!
Dev sanılan cücesin sen!
Unutulmuş hecesin sen!
Öldüğünden haberin yok!
Lâyığın neyse bulursun!
Yazık ki dünde kalırsın!
Sadece nefes alırsın!
Öldüğünden haberin yok!
Her geleni üzersin sen!
Ölü gibi gezersin sen!
Bir boşlukta yüzersin sen!
Öldüğünden haberin yok!
Ruhun bedeninden göçtü!
Ecel şerbetini içti!
Senin modan çoktan geçti
Öldüğünden haberin yok!
Hafızam silmiş yâdını
Çoktan unuttum adını
Ey dünün gözde kadını!
Öldüğünden haberin yok!
30 Temmuz 2026/Trabzon
M. NİHAT MALKOÇ
Ölüm Tam Karşımızda Kapı Gibi Duruyor!
(88)
İbret almak istersen hacet yok başka şeye
Ölüm tam karşımızda kapı gibi duruyor!
Azrail ani gelir, sıkıştırır köşeye
Ölüm tam karşımızda kapı gibi duruyor!
Yaş kemâle varmıştır, ömrümüzün son demi!
Bilinmeze yolcudur bu limandaki gemi
Can bedenden ayrılır, kalmaz ruhun görkemi
Ölüm tam karşımızda kapı gibi duruyor!
Vakitsiz gidişlere nasıl dayansın yürek!
Ölüm en büyük derstir, başka derse ne gerek
Direksiz bina olmaz, ruhtur bedene direk
Ölüm tam karşımızda kapı gibi duruyor!
Hiç ölmeyecek gibi kendini ölümsüz san!
Haber vermez Azrail, apansız ölür insan
Nerede can Muhammed, nerde Hüseyin, Hasan?
Ölüm tam karşımızda kapı gibi duruyor!
Ruhun uykuya dalar servinin loşluğunda
Bedenini bulursun toprağın boşluğunda
Uyur uyanamazsın zamanın kuşluğunda
Ölüm tam karşımızda kapı gibi duruyor!
Gözüne perde iner, günlerin olur gece
Sözler kötürümleşir, dilinden çıkmaz hece
Çözeni göremedik, çözülmez bu bilmece
Ölüm tam karşımızda kapı gibi duruyor!
Bastırır karakışlar, solar bahçenin gülü
Yerler kayar altından, sustururlar bülbülü
Kıyamet sabahında yeniden doğar ölü!
Ölüm tam karşımızda kapı gibi duruyor!
Sonu hezimet olur, hayat geçmez yalanla
Bir gün öleceğini düşün, öyle planla!
Dünyada rastlaştın mı sonsuza dek kalanla?
Ölüm tam karşımızda kapı gibi duruyor!
Kaç kere boşalıyor, mahalleler ve köyler?
Ölüm en son konuşur, en acı sözü söyler!
Müslümanca bir hayat sürene ölüm neyler?
Ölüm tam karşımızda kapı gibi duruyor!
29 Temmuz 2026/Trabzon
M. NİHAT MALKOÇ
Yar Bizi Bekler
(91)
Ben derim ki dost üşüşmesin leşe
Dost üşürse leşe kalır mı neşe
Şu asırlık bin yıllık meşe
Elinde urgan yâr bizi bekler
Dağa çıkıyor görsen eşkıya
Öğüt verir halka sanırsın evliya
Varabilirsek şu karşıdaki dağa
Bir tümen asker yâr bizi bekler
Almış tabancasını eline
Çiftini de takmış beline
Gönülzarım sahip olamadın diline
Bir koca hakim yâr bizi bekler
Bir Ömür
(79)
Yemyeşil ormanların
Koskoca ağaçları arasında içimde garip bir sessizlik.
Rüzgarın fısıltısı bu naçizaneliği örtüyor.
Yapraklarda süzülen damlaların sesi,
Adeta kulaklarımda çınlıyor.
Yağmurun vurduğu toprak kokusu
Burnumda tütüyor.
Gözlerin belki mavi,
Gökyüzüne bakarken
Görüyorum o simsiyah geceyi. Yıldızlar ve ay parlatıyor geceyi.
Lakin o soğukta asıl üşümememin sebebi ateş değil,
Sımsıcak ellerin. Tutuyorum sımsıkı,
Sanki bir daha yaşanmayacak bir rüyaymış gibi.
Olsun. Dürüst insanların arkadaşlığı uğruna,
Belki o çocuk bir gün büyür de babasını takdir eder umuduyla.
"Üzgünüm oğlum, maalesef zor bu hayat" deyip sarılma dileğiyle,
Teselliler olsun tüm bu ömrüme.
Bilsen, uzakta ne kadar özlem var.
Her sayfaya kan taneleri düşüyor.
Simsiyah anılar kaldı geriye,
Gözümden düşenler mezarlıkta kayboldu.
Şimdi yalnızım.
Havada pus var, sisli.
Tehlikenin tam ortasında hissizim.
Belki sıra bana gelirken şaşırdım.
Dileğim Son kez..
Mutluluğu anlamak,
Sevdiğimin sesini duymak.
Sen Nasıl Sivaslısın?
(74)
SEN NASIL SİVASLISIN?
Somurtuyon gülmüyon
Çökeleği bilmiyon
Senede bir gelmiyon
Sen nasıl Sivaslısın?
Kırdırmıyorsun kelle
Yemiyorsun ki elle
Git de mangalı yelle
Sen nasıl Sivaslısın?
Gidip dolaş orayı
Yıldızeli, Zara'yı
Çok uzatma arayı
Sen nasıl Sivaslısın?
Almanya'dan gelen var
Gütmedin mi mal, davar?
Sen de çık çık gel ne var
Sen nasıl Sivaslısın?
Alıç, çördük topla gel
Nasıl güzel Çamlıbel
Efil efil karayel
Sen nasıl Sivaslısın?
Hiç mi çekmiyor canın
Burnu sızlar insanın
Ora senin vatanın
Sen nasıl Sivaslısın?
İsmail MALATYA'yı
Dinlemedin mi dayı
Çermiğe kur masayı
Sen nasıl Sivaslısın?
İSMAİL MALATYA 29/07/2026 ÇARŞAMBA
Leylam Leylam
(74)
Leylam Leylam
Bu nasıl dert nasıl figan
Sanki küle döndü her yan
Seni geldi sandım bir an
Neredesin Leylam Leylam
Oy Leylam Leylam
Yüreğimi böldüm Leylam
Gel bu dertten kurtar beni
Ben her gece öldüm Leylam
Leylam başka dala konma
Beni o gün kördüm sanma
Bir kerecik gördüm amma
Neredesin Leylam Leylam
Leyla diyor yazlar kışlar
Sızım sızım gözde yaşlar
Haber verin uçan kuşlar
Neredesin Leylam Leylam
Harun yıldırım
https://youtu.be/5jty6WUVVrI?is=QkMI1m6j2F7c4UB_
SUS Dedi Gözlerim
(56)
SUS DEDİ GÖZLERIM
Hesabı sorulmaz,bu derdin sanma,
"Kes," dedi gözlerim, ağladı yine.
Etme dedim, çöktüm, yalvardım amma,
"Pes," dedi gözlerim, ağladı yine.
Göz göze bakarak severmiş insan,
Canını sökerek severmiş insan.
Bazen yaş dökerek severmiş insan,
"Ders," dedi gözlerim, ağladı yine.
Var mı söyleyecek son bir çift sözün?
Belli değil ki hiç gece, gündüzün.
Her vakit, her saat, her günün hüzün.
"Yas," dedi gözlerim, ağladı yine.
Dedim ki yiğitlik olurmuş serde,
Seven insan böyle düşermiş derde.
İstersen bölerim, ayırrım dörde,
"Kes," dedi gözlerim, ağladı yine.
"Var mı hâl hatrını bir soran?" dedim.
"Durmadan kanıyor hep yaran," dedim.
"Nedir bu başındaki boran?" dedim.
"Sis," dedi gözlerim, ağladı yine.
Söyleye söyleye insan da bıkar,
Yutkundukça adın genzimi tıkar,
Ağlamak güzelse , tadını çıkar,
"Hırs," dedi gözlerim, ağladı yine.
Yaşarken öldürür, bu nasıl şeyse,
Taş köz olur düşer gönlüme değse.
Kapat şunu artık, adı her neyse,
"Sus," dedi gözlerim... ağladı yine.
Harun Yıldırım
şiirsitesi.com