Şiir şitesi, usta ve amatör şairlerin birbirinden güzel duygu dolu şiirleri...
A
B
C
Ç
D
E
F
G
H
I
İ
J
K
L
M
N
O
Ö
P
R
S
Ş
T
U
Ü
V
Y
Z
Son Eklenen Şiirler:
Biraz Hüzün
(23)
Biraz Hüzün, Biraz Sen
Bir akşam çöktü içime,
Ne güneş bildi ne de ay…
Bir yanım hâlâ umut dolu,
Bir yanım senden yana viran.
Mevsimler geçer, yıllar susar,
İnsan en çok içinde yorulur.
Bazı insanlar şiir gibi gelir,
Okudukça değil, yaşadıkça dokunur…
Bir Gelişin Var İçimde
(34)
İçimde bir yer var, adını koymadığım,
Ne eksilir senden, nede tamamlanır...
Bir çizgi çekilmiş zamana,
Başlangıcı bende, sonu sende değil;
İkimizin arasında başka bir yerde.
Günler birbirine eklenir, eksilen yalnız takvim değil,
Bir ihtimal büyür sessizce,
Her şey yerli yerinde,
Bir tek anlam değişir; sen uzaklaştıkça
İçimdeki mesafe sana yaklaşır.
Belki sen gelirsin, belki ben sana varırım,
Belki kavuşmak dediğimiz aynı uzaklığa,
Sevgiyi sevgilide aramaktır,
İki ayrı yönden bakmaktır;
Birbirini bulmadan, birbirinde tamamlanmak…
Ben artık yolu değil,
Yolun içimde bıraktığını beklerim,
Bir gelişin var içimde, henüz yaşanmamış,
Ama ömrümden geçen;
Sen gelmeden değişen, bir yanım var benim.
Serkan sebepsizceaşk
LAFI UZATMAYALIM / KADEHTEKİ KIRMIZI
(40)
Sen kadehteki kırmızıya bakarsın, afiyet olsun,
Ben o bağın dibindeki taşa sarılan kökü görürüm.
Dolu vurmuş yaprağı, poyrazı,
Toprağın bağrındaki o can çekişi...
Daha maya girmeden işin içine,
Güneşin altında götü pişen bağcının teridir o.
Nasır tutmuş avuçların sepete bastığı üzüm,
Şafağın köründe sızlayan emeğidir parmakların.
Taş dediğin taş işte,
Ne merhameti var ne vicdanı.
Ama kök, inat etmiş bir kere
Toprağın bağrını yarıp yürümüş,
Bir damla su uğruna cehennemi göze almış.
Ne dolu yıldırmış onu ne poyraz,
Yine de tutunmuş hayata.
Ben kadehi kaldırırken
Bağda sabahın köründe uyanan adamı düşünürüm.
Kalkmıştır yatağından
Horozun sesi köyün damlarına varmadan
Ayakkabısının altında toprak,
Gömleğinde dünün teri,
Cebinde yarının hesabı...
Güneş daha yeni doğrulurken o çoktan başlamıştır çalışmaya.
Öğle olur, gökyüzü ateşini boca eder yeryüzüne.
Millet gölge arar,
O, gölgenin altında yapar üzümün hesabını.
Asma beklemez kardeşim,
Mevsim dediğin bakmaz kimsenin yorgunluğuna.
Bir de bağcının karısı vardır,
Evde tencerenin başında hesap yapan.
Un bitmiş, yağ azalmış, çocuğun ayakkabısı delik...
Bağda üzüm kızarırken
Evde hayatın hesabı tutmaz bazen.
İşte o eksik ekmeklerden,
O sessiz bekleyişlerden
Bir ucundan da şarap yapılır.
Akşam eve döner bağcı
Kapının eşiğinde çıkarır ayakkabılarını.
Gün boyu taşıdığı toprağı,
Yorgunluğunu ve geçim derdini
Birlikte bırakır kapının önüne.
Şafağın gözü açılmamışken toplanır üzüm.
Sepetler dolar, omuzlar çöker, doğrulmaz bel.
Her tanede bir güneş, her salkımda bir ter damlası,
Her sepette insan ömründen kopmuş bir parça...
Sonra basılır üzümler.
Maya girer işin içine, zaman girer, bekleyiş girer.
Üzüm kendi yolundan geçer,
Kendi sesini bulur.
Sen üzüm dersin, o şarap olur.
Hayat da böyledir kardeşim
Bazen beklediğin mutluluktan keder çıkar.
Bazen de yıllardır içinden çıkamadığın karanlıkta
Bir damla ışık bulursun.
Şu fıçıya bak mesela.
Meşe ağacı...
Bir zamanlar ormanda kök salmış,
Yağmur yemiş, rüzgâr dinlemiş,
Kuşlara yuva olmuş.
Sonra kesilmiş, biçilmiş, işlenmiş,
Bir başka yolculuğun parçası olmuş.
Karasal iklimin sıcağından kopup
Gemi ambarında dalgayla boğuşan meşe fıçı,
Kıtalar aşmış, fırtına yemiş,
Denizlerin karanlığında yol almış.
Şimdi sen o kadehte
Yalnızca üzümü değil,
Biraz ormanı, biraz denizi, biraz rüzgârı,
Biraz da insanın ekmeğini taştan çıkarma inadını içiyorsun.
Sadece kafayı bulasın diye damıtılmadı bu meret.
Gerçi insanın kafası dünya kadar dertle doluyken
Arada bir susmayı hak eder,
Ona da diyecek sözüm yok.
Ama bil ki kardeşim,
Bir kadehi boşaltmak kolay,
Onu doldurana kadar geçen ömrü
Bir çırpıda içmek hiç değil.
Kimi gençliğini bir fıçıda yıllandırır,
Kimi acısını dilinin altında saklar.
Kimi yıllarca susar da bir akşam iki laf eder,
Kimi bir kadehle çözülür,
Kimi bir ömür boyu kapanır kendi içine.
İnsan dediğin,
Bazen dinlenir bir ağacın gölgesinde,
Bazen oturup ağlar bir taşın üstüne,
Bazen de bütün yenilgilerini
Dibine bırakır bir kadehin.
Ne yaparsa yapsın,
Bir borcu kalır
Ekmeğini kazandığı toprağa…
Şimdi sen kadehini iç kardeşim, afiyet olsun.
Benim derdim içtiğinle değil,
Neyi içtiğini unutmanla.
Herkesin derdi kendine,
Herkesin damağı kendine.
Üzümün hikâyesini bilmeden
Şarabın tadından söz etme demiyorum.
Yalnız, bir an dur.
Kadehi ışığa tut.
Şu kırmızıya bak.
Bir bağın yazı var içinde,
Bir kökün inadı,
Bir işçinin nasırı,
Bir mevsimin sabrı...
Lafı uzatmayalım artık.
Dünya dediğin, biraz toprak, biraz su, biraz güneş
Biraz da birbirinin yükünü taşıyan insanların
Bitmek bilmeyen mesaisi.
Şarap dediğin,
Bu büyük hikâyenin kadehe sığmış hâli.
Kimi kadehteki kırmızıyı içer,
Kimi o kırmızıya can veren toprağı.
Ben kadehin dibinde hâlâ çalışan bir bağcı görüyorum
Güneş ensesinde, toprak ellerinde, ömrü omuzlarında...
Alnının teriyle dünyaya attığı imzayla.
Öyle sıradan bir bağ değil burası, kardeşim.
Güneşin ve alın terinin
Aynı kadehte mühürlendiği yer.
Ellerin Ömrüme Tutunsun
(44)
Bir akşam bıraktım içimi zamanın kıyısına,
Yılların gölgesi düştü avuçlarıma.
Söylenmemiş sözler büyüdü sessizliğimde,
Bir ömür saklandı sana uzanan çizgimde.
Günler geçer, içimde yerin değişmez,
Her sabah doğar, akşam içimde eksilmez.
Takvimler susar, hatıralar konuşur,
Bir günün özlemi yarınlara dokunur.
Bazen bir dokunuş geçmişi uyandırır,
Eski bir kapı içimde yeniden aralanır.
Avuçlarımda bekleyen bütün zamanlar,
Seninle anlam bulur yarım kalan yanlar.
Ellerin ömrüme tutunsun,
Yılların içinden geçip bulsun yolunu.
Birlikte yaşanmamış günler bize dönsün,
Ömrüm seninle çoğalsın, zaman seninle dursun.
Serkan sebepsizceaşk
USANDIM ARTIK
(43)
Gelen gider derdin gitmedi kaldı,
Seni aramaktan usandım artık.
Bütün sevdiklerim hesabı saldı,
Hesabı vermekten usandım artık.
Gül dalında baykuş öter mi sandın
Yalancı sözlere çok çabuk kandın
Ellerin derdine durmadan yandın,
Bu yeter demekten usandım artık.
Dertlerim arttıkça derman aradım
Sensiz yaşamaya ferman aradım
Son çare yardımcı erman aradım,
Bu derdi çekmekten usandım artık
Kaderini herkes kendi yazarmış
Sonunda kadere bir de kızarmış
Çatlak testilerden sular sızarmış,
Dikkat et demekten usandım artık,
DOĞANAY sözlerim sanadır dedim
Senin getirdiğin yemeği yedim
Söz dinlemez oldu evdeki kedim,
Bunu söylemekten usandım artık.
Kemal DOĞANAY
ESMER SIĞINAĞIM
(35)
Kurumuş bir lavantada saklı evren.
Ferforje çitlerde siyah antipas,
Obsesif karıncaların sırtında taşınan sabır…
Parantezin dışına düşmüş silik bir insan izi
Ben.
Kendime giden yolun
Bilmediğim bir yerindeyim.
Zehirle panzehir arasında
Eski bir rüzgâr esiyor.
Gel.
Kalabalıkları yarıp gel.
Bütün kelimelerin yarım bıraktığı
O aşkı al yanına.
Gümüş bir mızıkada gün ağarsın
Ezgisi, içimizde yıllardır
Uyumayan çocuğu uyandırsın.
Boynumda akşamdan kalma bir sızı,
Gülüşümde sana ayrılmış bir yer var.
Heybendeki kaçak düşleri bırak oraya
Biraz da yaşanmamış günlerden konuşalım.
Avuçlarımda kestane kabukları,
Dizlerimde toprağın serinliği.
Göğsümden bir yaz söktüm
Deniz kabuklarını,
Güneşte solmuş bez ayakkabıları
Eski bir rafa kaldırdım.
Hamakta çocukluğumun izi duruyor.
İpler gevşemiş,
Gökyüzü biraz daha uzak.
Bir kahkaha ilişmiş kumaşın kıyısına
Dokunmadım.
Porselen kupada ıhlamur,
Camın ardında ince bir yağmur.
Sana uzattığım ellerimde
Bir akşamın bütün sıcaklığı.
Sen, esmer sığınağım,
İki gözüm…
Ekim,
Ört üstümüzü yavaşça.
Dışarıda dünya kendi hükmünü sürsün,
Biz, birbirimize yetişmek için
Hiçbir yere gitmeyelim.
Sabah olduğunda
Ne geçmişi bağışlayalım
Ne yarına söz verelim.
Yalnızca kalalım,
Birbirimizin yanında,
Olduğumuz gibi.
Ekim, ört üstümüzü.
Yaprakların altında
Henüz adı konmamış bir bahar var.
Onu uyandırma.
Kır Çiçeğim
(67)
Aslında bilmezdim kır çiçeklerinin
Bu kadar güzel olduğunu,
Bu kadar anlamlı yer tuttuğunu
Bir insanın yüreğinde...
Meğer her çiçeğin bir hikâyesi varmış,
Her rengin sakladığı bir hüzün,
Ben seni tanıyana kadar bilmezdim
Bir çiçeğe sığarmış koca bir ömür.
Şimdi hangi kır çiçeğine baksam,
Bir parça sen düşüyor aklıma.
Sanki bütün güzellikler toplanmış da
Senin adını yazmış toprağa.
Aslında bilmezdim kır çiçeklerinin
İnsana seni hatırlatacağını,
Bir gün bir çiçeğin başında durup
Birini sessizce özleyeceğimi...
Özledim seni kır çiçeğim.
Cumhuriyet Ülküsü
(43)
Canımızdan azizdir kanla sulanan toprak
İznimiz olmayınca yere düşemez yaprak
Kuruldu Cumhuriyet, alınlarımız apak
İnsanca yaşamanın adıdır Cumhuriyet!
Onurun, haysiyetin tadıdır Cumhuriyet!
Zafer yolculuğuna Orta Asya’dan çıktık
Esaret zincirinden, prangalardan bıktık
Cesaret balyozuyla zulmün bendini yıktık
İstiklâlin gür sesi, adıdır Cumhuriyet!
Var olmanın hazzıdır, tadıdır Cumhuriyet!
Bu dünyayı asude kılmak ceddin niyeti
Rabbim Türk milletine bahşetti hürriyeti
Başımıza taç ettik, kurduk Cumhuriyeti
İlim, irfan yolunun adıdır Cumhuriyet!
Toprağını sevmenin tadıdır Cumhuriyet!
Çekince yiğit asker kılıcını kınından...
Yol verdi serhat boyu ceddimin akınından
Ecnebi orduları geçemez yakınından
Uygarca yaşamanın adıdır Cumhuriyet!
Zaferlerin meyvesi, tadıdır Cumhuriyet!
Hak yok, vazife vardı; edâ eyledi yiğit!
Canını vatanına fedâ eyledi yiğit!
Son nefesini verip vedâ eyledi yiğit!
Ölümsüzlük yolunun adıdır Cumhuriyet!
Bu yolda yürümenin tadıdır Cumhuriyet!
Meydanları dar etti alev yeleli atlar
Bu amansız koşuda kısraklar bile çatlar
Ak topraklar uğruna söndü nice hayatlar
Vatan için ölmenin adıdır Cumhuriyet!
Şehadet şerbetinin tadıdır Cumhuriyet!
Viyana önlerinde şanlı ordumun izi
Okyanusları geçen, nasıl geçmez denizi?
Küstah palikaryalar nerden bilsinler bizi?
Zaferlere koşmanın adıdır Cumhuriyet!
Özgürlüğün o eşsiz tadıdır Cumhuriyet!
Kibir abideleri, eğilmezler eğildi
Kanımızı akıtan, kanımızda boğuldu
29 Ekim'de ufuktan hür doğuldu
İstiklâle doğmanın adıdır Cumhuriyet!
Çekilen sancıların tadıdır Cumhuriyet!
Gazi Mustafa Kemal nice köprüler kurdu
Zalimlerin elinden çekip kurtardı yurdu
Kalbindeki imanla destanlar yazdı ordu
Diriliş muştusunun adıdır Cumhuriyet!
Yeniden var olmanın tadıdır Cumhuriyet!
Hainleri yerlere serdiğimiz gün bugün
Şehadet goncaları derdiğimiz gün bugün
Huzurun yücesine erdiğimiz gün bugün
Özgürce var olmanın adıdır Cumhuriyet!
Hep payidar kalmanın tadıdır Cumhuriyet!
Bugün börtü böcekler, mestanlar türkü söyler
Prangalar çözülür, hür canlar türkü söyler
Asırlar dile gelir, destanlar Türk'ü söyler
İrfan meşalesinin adıdır Cumhuriyet!
Türk'çe dimdik duruşun tadıdır Cumhuriyet!
Ay yıldızlı al bayrak gökte süzülsün gayri
Dostlarımız mutlansın, düşman üzülsün gayri
Saadet denizinde her dem yüzülsün gayri
Dürüstlüğün şiarı, adıdır Cumhuriyet!
Şahsiyetin, vakarın tadıdır Cumhuriyet!
Yüzümüz gülsün gayri, gelin bayramlaşalım
Sığmayız enginlere, bendimizi aşalım
Mâziden hız alarak istikbâle koşalım
Bu dünya cennetinin adıdır Cumhuriyet!
Hürriyet kuşanmanın tadıdır Cumhuriyet!
Davul-zurna çalınsın, yurtta şölen var bugün
Ağlayışlara paydos, kalpten gülen var bugün
Gözlerden akan yaşı, şükür, silen var bugün
Vefanın, sadakatin adıdır Cumhuriyet!
Birliğin çeşmesinin tadıdır Cumhuriyet!
Ey dumanlı dağların baş eğmeyen kartalı!
Şehitlerin kanıdır şanlı bayrağın alı
Bu millet evvel ahir, vatanına sevdalı
İsmailce duruşun adıdır Cumhuriyet!
Yurda kurban olmanın tadıdır Cumhuriyet!
Ey gönlümün dilberi, nice yaşların olsun!
Haine diz çöktüren yiğit başların olsun!
Hürriyet göklerinde uçan kuşların olsun
Koç yiğitlerin göbek adıdır Cumhuriyet!
Özgürlüğe uçmanın tadıdır Cumhuriyet!
M. NİHAT MALKOÇ
https://www.youtube.com/watch?v=1kjjML9hDmQ
İki Kalbin Eşiği
(57)
Bir mektup bırakmışım yılların avucuna,
Adını yazmadan anlatmışım sana.
Kâğıdın kıvrımında bekleyen bir yol,
Her cümlesi açılır başka bir zamana.
Sen uzak bir düşün içinde,
Ben yarım kalmış günlerin ötesinde.
Saatler geçer, yollar uzar aramızda,
Bir ömür büyür sessizce bekleyişin ardında.
Bazen bir ses yeter uzaklıkları aşmaya,
Bir bakış dokunur yıllardır sakladığına.
Ne geçmiş kalır aramızda, ne yarın,
Kalp kendi yolunu bulur sana varınca.
İki kalbin eşiğinde bekleyen bir umut,
Anılar yeşeren günlere yeniden dokunur.
Bir adımın bütün zamanı değiştirdiği yerde,
Kavuşmak sana dair, ellerimde ellerin.
Serkan sebepsizceaşk
GÜLÜŞÜNDEN ÖPMEK
(59)
Son bir kez sesini görmek istedim.
Evet, sesini görmek…
Bazı sesler duyulup geçmez
İnsanın en kuytu yerine dokunur,
Orada bir ömür susmaz.
Son bir kez gülüşünden öpmek istedim,
Dünyanın kederini unuttuğum
O eski baharından.
Ne giden dönerdi geriye
Ne de zaman onarırdı kırıldığı yerden insanı.
Ama olsun…
İnsan bazen iyileşmek için değil,
Bir kez daha kanamak için özler.
Sana söyleyemediğim ne çok şey birikti,
Her gece içime kıvrılıp uyuyan.
Adını anmadım belki,
Ama sustuğum her yerde sen vardın
Bir şarkının yarım kalan yerinde,
Bir akşamın erken kararan yüzünde,
En çokta kimsenin bilmediği
O iç çekişimde…
Adımı unutmuş olsan bile,
Bir zamanlar nasıl söylediğini
Hatırlaman yeterdi.
Hani insan bir vedayı
Bütün ömrüne sığdıramaz ya…
Ne kal demeye gücüm vardı
Ne de git diyebilecek kadar yabancıydın bana.
Sadece biraz daha bakmak istedim,
Gözlerinde bir zamanlar
Benim de yaşadığım o dünyaya.
Şimdi sesin, içimde susmayan bir yankı
Gülüşün, dokunamadığım bir uzaklık.
Ben hâlâ o son anın kıyısındayım.
Ah bir bilsen,
İnsan bazen sarılmayı değil,
Söyleyemediği son sözü özlüyor.
İçinde hâlâ bahar dururken
Bir vedanın kışında kalıyor.
Son bir kez sesini görmek istedim.
Son bir kez
Gülüşünden öpmek…
Belki de bütün mesele buydu.
Yalnızca,
Bir zamanlar sevdiğim o insana
Son kez bakıp
İçimde sana ayrılan yeri
Sessizce uğurlamak istedim.
Olmadı.
Sen gittin.
Ardından kapandı bütün yollar,
Hiç kapanmadı içimde bir kapı.
Şimdi anlıyorum…
Giderken benden
Götürmedin yalnızca bir parça.
Bende kalan ne varsa
Sana aitmiş meğer.
Vatanı Sevmek
(49)
Vatan için dersen doğru yoldasın,
Vatanı sevmenin bir bedeli var.
Kartallar gibisin yüksek daldasın
Vatanı sevmenin bir bedeli var.
Vatanın kalbinde al bayrak yatar
Sahip çıkmaz isen vatanın batar
Yurdunu sevmeyen vatanı satar,
Vatanı sevmenin bir bedeli var.
Kürşat saray bastı vatanı için
Böylesi destanı yazamadı Çin
Vatanı sevene sorarsan niçin?
Vatanı sevmenin bir bedeli var.
Türkün Destanı'nı okumak gerek
İlmek ilmek kilim dokumak gerek
Şimşek gibi gökte çakımak gerek,
Vatanı sevmenin bir bedeli var.
DOĞANAY'ım vatan kutsal topraktır
Gökte dalgalanan Şanlı bayraktır
Türkün Destanını yazan yapraktır,
Vatanı sevmenin bir bedeli var.
Kemal DOĞANAY
Kim Kötü?
(75)
Bildiğin gibi değilim artık.
Çok değiştiğimi söylüyorlar,
Kötü olduğumu, hatta kalbimin olmadığını.
Ben böylesine kötü müydüm, gel de söyle onlara.
Değil mi ki insanlar görmek istediğini görür,
Ben nasıl görünürdüm sende?
Bildiğin çoğu şeyi unut bende!
Belki çoktan unutmuş olsan da.
Yalnızca hatıralar mı kaldı geçen zamanda?
Hiç hatırlanmak istemesem de.
Oysa hayatın yokuşu zor,
Ben şimdi uçurumdayım.
Bir zamanlar kanat olsan,
Gözüm kapalı uçardım.
Sessizce bir köşede ağlasan duyardım.
Seni sevdiğimi söyleyemeyecek kadar korkaktım.
Sen bildiğin halde hep susardın.
Ben de olmayacağını bildiğimden korkardım.
Şimdilerde çok cesurum,
Bilsem yarın öleceğimi belki gülümser geçerdim.
Bakma insanların konuştuklarına
Ya da haklılığına,
Ben çok değiştim.
Bundan böyle beni kötü bil.
Hiç sevmedim say,
Ben seni öyle saydım.
Kim iyi kim kötü bilinmez ama
Ben gerçekten sevildiğimi sandım.
şiirsitesi.com