Niyâzi Mısrî
Şiirleri (43)
İnsan-ı Kamil
Hak yolunun rehberi nefesidir kamilin
Dil tahtının serveri mefesidir kamilin
Nefsini mat eyleyen,ref'i-memat eyleyen
Nefh-i hayat eyleyen nefesidir kamilin
Gül-Bülbül
Gül müdür,bülbül müdür şol zar u efgan eyleyen?
Ten midir,ya dil midir, hem Arş'ı seyran eyleyen?
Nar u bad u ab u hak'in gel haber ver aslını
Kim bunların her birini emre ferman eyleyen?
Şeyda Bülbül
Ey bülbül-i şeyda yine efgane mi geldin
Azm-i gül edip zar ile giryane mi geldin
Pervane gibi ateşe daim can atarsın
Evvelde bu aşk oduna sen yane mi geldin
Garib Bülbül
Ey garib bülbül diyarın kandedir
Bir haber ver gül-izarın kandedir
Sen bu yolda kimseye yar olmadın
Var senin elbette yarin kandedir
Gönlüm Sana
Çün sana gönlüm mübtela düştü
Derd ü gam bana aşina düştü
Zühd ü takva'ya yar idim evvel
Aşk ile benden hep cüda düştü
Kesret-Vahdet
Oldum çü mahv-ı mahz-ı zat,buldum vücudumdan necat
Ben içmişim ab-ı hayat,ermez bana herkiz memat
Ben dost yolunda varımı terk eyledim önden sonra
Küfrile iymandan geçüp a'yanda bulmuşam sebat
Yağma
Sevdim seni hep varım yağmadır alan alsın
Gördüm seni efkârım yağmadır alan alsın
Aldın çü beni benden geçdim bu can u tenden
Aklım dahi her varım yağmadır alan alsın
Sen de Bul
İster isen bulasın cananı sen
Gayre bakma sende iste sende bul
Kendi mir'atında gözle anı sen
Gayre bakma sende iste sende bul
Arzularsın
Nadanı terk etmeden,yaranı arzularsın
Hayvanı sen geçmeden insanı arzularsın
Men arefe nefsehu kad arefe rabbehu
Nefsini sen bilmeden Sübhan'ı arzularsın
Aşka Düş
Zühdünü ko, aşka düş ehl-i cenan etsin seni
Pîr-i aşka kulluk et canane can etsin seni
Bir zeman bülbül gib efganın ağdır göklere
Şol kadar kıl naleyi kim gülistan etsin seni
Varidat
Can kuşunun her zeman ezkarıdır Varidat
Akl u hayalin heman efkarıdır Varidat
İşidicek adını duydu canım tadını
Bildim ki ariflerin esrarıdır Varidat
Dost
Bakıp cemal-i yare çağırırım dost dost
Dil oldu pare pare çağırırım dost dost
Aşkın ile dolmuşum zühdümü yanılmışım
Mest-i müdam olmuşum çağırırım dost dost
Hakkında
Niyâzi Mısrî, Osmanlı döneminde XVII. yüzyılın başlarında 1618'de Malatya'da dünyaya gelmiş o zamanlar Osmanlı toprağı olan Limni adasında 1694’te hayata gözlerini kapatmıştır. Ancak ömrünün büyük bir kısmını Bursa’da geçirmiştir.