Gazzeli Minik Hasan'a Eleji

12.07.2025 371 okunma
Bir Gazzeli çocuktur minik Hasan Beş yaşında bütün yürekleri yakan Ardında gözü yaşlı bir şair bırakan Hasan bu çok tatlı çok sevimli Babacığını üç yaşında kaybetti Hasan Gazze’de herkesin sevgilisi Anasının biricik yavrusu, yegâne tesellisi Ablası ve abisi öldü bombalarda kalmadı gerisi Gazze gökleri tarrakalarla kükrüyor Gece gündüz hep bombalar düşüyor Uçaklardan yayılıyor canavar hırıltıları Hasan yatağında korkudan titriyor Kuş ayağı gibi elinde kırık küçük arabası Öbür elinde biricik plastik uçağı Yoktur Hasan’ın başka oyuncağı Her gümbürtüde çocuk yüreği hopluyor Garip anasının kucağına koşuyor Anacığı da ölür kimsesiz kalırım diye çok korkuyor Hasan fakir, Hasan mahzun, Hasan mazlum Anacığı dikiş diker geçimleri malum Hasan yalnız, Hasan gıdasız, Hasan solgun Beş yaşında olsa da üç yaşında gibidir yavrum Minicik bedeni saralıdır, bayılır düşer kimi an Bir çığlık atar birden yıkılıverir yere Hasan Çocuklar görür diye çok korkar bayılmalarından Görüp de onunla oynamazlar diye titrer her zaman Bombardıman durduğu zamanlarda Çocuktur ne de olsa oynamak ister Hasan Sokaktaki üç beş çocuğa karışır Yıkıntı evlerinin önünde Öbür çocuklarla yarışır Ama hep geride kalır Zayıf ve gelişmemiş bedeniyle Nefes nefese kalır Hasan açtır, yemesi lazımdır Ama garip ve sefil anası parasızdır Ayda sakatta yardımlar gelse de Hasan için faydasızdır Bakkalların önünde çoğu zaman Baka kalır saralı minik Hasan Canı pek çok şey ister Alamaz anacığı parçalanır yüreği Yavrusuna ağlar kadın durmadan Hasan’ın serçe yüreği dayanmaz ki Canım istemiyor der anasına o an Küçük dudakları titrese de Sımsıkı sarılır anasına muhabbetle Anası evde Hasan bir gün sokakta Bir elinde küçük uçağı bir elinde kırık araba Birden içinde bir karanlık yükseldi Boğazında sesler düğümlendi Ve o korkunç çığlık, epileptik sayha Kopup yükseldi ağzından yıkıldı topraklara Anası koştu hemen yavrusunu kucakladı Harabe evlerinde yatağına yatırdı Sonunda kendine geldi minik Hasan Hemen buruk ellerine baktı o an Küçük uçağı ve kırık arabası elindeydi Anneciği de yanındaydı daha ne isterdi Yüzü güldü Hasan’ın gözleri parladı Karanlık mutluluktan bir damla daha tattı O gece göklerde canavarlar homurdadı Hasan anasının kucağında korkudan hep ağladı Mahalleyi nice Siyonist bombalar dağladı Evler yıkıldı, insancıklar öldü, hıçkırıklar çağladı Sonunda duruldu ateşli gökler, mahalle geride kaldı İsabet aldı minik Hasan’ın evi duramadı yıkıldı Hıçkırıklara boğulan saralı garip Hasan Ölü anasının kucağında kalakaldı Sağ kalanlar Hasan’ın yıkık evine koştular Anası ölmüştü, Hasan kucağında ağlar Bir kan yağmuru ıslatmıştı anacığını ve Hasan’ı Anasının kilitli kollarından Hasan’ı alamadılar Nihayet çözdüler ölü ananın yavrusuna kenetli kollarını Hasan’ın bir kolu yoktu ama bulamadılar Hasan’ın küçük ve kırık arabası yoktu Zira onu tutan küçük eli, koluyla kopmuştu Anacım anacım diye feryatlar koptu Hasan’ın tek kimsesi olan anası artık yoktu Bir kolunun yokluğunu bile unutmuştu Tahrip olmuştu ayacığı da derinden Hastaneden sonra garip Hasan durulmuştu Gayrı topaldı, çolaktı, vurgun ve yorgundu Kaybettiği koluna yüreciği burulmuştu Anacığı da yoktu, kopuk elinde kalan küçük arabası da Gözyaşları ceyhûn, hıçkırıklara boğulmuştu Hasan’ı bir okula koydular ailelerin olduğu Salonun her kıyısında bir ailenin durduğu Hasan’ın kimsesiz ve gözü yaşlı bir köşede solduğu Ortada çocuk akranlarının koşturduğu Yemek dağıtılır ailelere, Hasan açtır heyecanlanır Bir çeyrek ekmek tutuştururlar eline biraz canlanır Kemirirken ekmeğini çocuklar elinden alır Hasanım ardlarından ağlayakalır Bir parça ekmek daha alamaz aç kalır Kalan tek elinde tutar sımsıkı uçağını Boynunu büker yalnız köşesinde uyuya kalır Hasanım uyanınca açlık bastırır Çocuklar ailelerinin yanında oynaşır Karşı köşede bir aile yemek yapıyor Etrafa güzel kokular yayılmaktadır Yanlarında ihtiyar bir adam Kadınlar adama –buyurun, der Adam can havliyle ilerler Saralı, tek kollu, topal minik Hasan bunu seyreder Anasız ve kimsesiz yavrum da topallayarak ilerler Zavallı yavru da “buyurup” yemek ister Köşeye varınca yamuk yumuk konuşmasıyla; “Men de duyurayım mı?” der ve merakla bekler Lakin herkes kendi derdine düşmüştür Bir avuç ekmek tutuştururlar eline - Hadi annenin yanına- deyip gönderirler Ah Hasan, garibim Hasan, yüreği buruk Hasan Gözü yaşlıdır yine, hıçkırır Anacığım anacığım diye paralanır Gider salonun puslu köşesine ekmeğiyle uzanır Ekmek bir parça, Hasan paramparça Ekmek biter Hasan yine aç kalır Çocuktur bu, acılarını bazen unutur Öbür çocuklarla oyunlara koyulur Yegâne kalan oyuncak uçağını Küçücük elleriyle uçurur Elem ve ıstırap kokulu serçe ağzından Motor sesleri duyulur Oyun bir parça, Hasan paramparça Neşe bir andır ama hiç bitmez feryatlar Ve hayat bir zardır, Hasanım hep tarumâr Sabah olunca Hasan okuldan çıkar Yıkık evlerinin önüne gelmiştir etrafa bakar Anacığı gelir aklına hasretle ağlar Enkaz içinde hıçkırarak gezerken Bir çocuk kolu görür yerde şaşar Hasan kopan kolunu tanımıştır Kopuk elinde küçük arabası vardır Tek elindeki uçağını yere bırakır ve uzanır Ve zor da olsa kopuk elinden küçük arabasını alır Yine iki oyuncağı vardır sevinir Tek elinde iki oyuncağıyla okula gelir Kim der ki bu topallayan O biricik koluyla yalpalayan O küçücük yüreğiyle yaşayan O saralı bedeniyle boğuşan ama hep yıkılan O gelişmemiş gövdesiyle aç, sefil ve boynu bükük kalan O kimsesiz, o sevgisiz, o sessiz O babasız ve annesiz O yarınsız ve şimdisiz yavruya 5 yaşındadır diye Sanki 2-3 yaşında bir bedendir bu biteviye Çocuklar Hasan’ı oyuna almazlar - Kolun yok, topalsın, deyip bakmazlar Hasan gamlı duvarın dibinde yere oturmuştur Biraz ağlar biraz seyreder çocukları, burulmuştur Elinde bir parça ekmek, yanında bir ayran, yorulmuştur Çocuklar ana-babalarının kucağına kurulmuştur Hasan yalnız, Hasan kırgın, Hasan solgun, Hasan durgundur Ama çocuklarla oynayacaktır elbet umutludur Çocukların yanında bayılıp düşersem diye çok korkuludur Artık düşerse onu kucaklayıp götürecek anası da yoktur Geceleri yerde yatar Hasan, üstünde bir battaniye Yalnız ve yorgundur, korkuludur her saniye Sarılacak kimsesi yoktur korkunca Feryat ederek uyanmaktadır kâbus basınca Korkusu ancak geçer sabaha varınca Bir gün çocuklar Hasan’ı oyuna çağırdılar Anneleri tembihlemişti razı oldular Hasan çok heyecanlandı titredi Tek elinde iki oyuncağıyla onlara ilerledi İşte o da oynayacaktı çocuklarla çok sevindi Birden sakat ayağı sürçtü sendeledi Kaybetti dengesini çaresiz yere serildi Hemen kalktı çocuklar ondan vazgeçmesin diye Ama küçük arabası savrulup gitmişti öteye Bir parça ekmeğini de bırakmıştı duvarın dibinde Oysa açtı minik Hasan ölesiye Tek çocuklar onu da aralarına alsın diye Yere düşen küçük arabasını almak için ilerledi Ama çocuklardan birisi ayağıyla oyuncağı ezdi İşte o an Hasan’ın yüreğini ateşe saldı Koştu topallayarak parçalanmış arabasını aldı Ama biricik, ama küçücük, ama yapayalnız Ama kimsesiz, ama çaresiz yegâne eline sağdıramadı Ağlamaya başladı, uçağını cebine koydu inleyerek Ve boşalan biricik eliyle küçük arabasını avuçladı Seke seke duvarın dibine yol aldı Yazık ki bir parça ekmeğini de el aldı Hasan yine de kendini topladı İlerledi tekrar çocuklara, oyuna daldı Çocuklar ailelerine çekilince Kimsesiz Hasan ortada kaldı Yutkundu, gözü yaşlı baktı çocukların ailelerine Yine karnı acıkmıştı yüreği daraldı Yemek istedi aşçılardan Ama yemek saatine daha çok vardı Yürüdü küçük bedeni ve büyük acılarıyla Masum bir çocuğun tanrısal sakinliği ve adımlarıyla Duvarına vardı sürçen ve sakat ayağıyla İşte o an içinde dolup taştı, yükseldi karanlıklar Sardı bakımsız vücudunu korkunç uğultular Karardı gözleri, her yanında boğuntular Ve yine o korkunç sayha! Hasan’ın ağzından çığlıkla kopar Yıkılıp yere düştü kimsesiz mazlum bir yürek Titredi çırpındı yerlerde o garip mahzun bebek Yırtık ayakkabısı savruldu o masum ve minik ayağından Sonunda çırpınmaları durdu göçüp gitti bu dâr-ül belvâ’dan Ve Hasan öldü, Hasan öldü duydunuz mu ey hayy-ı meyyitler Ey debelenen kadavralar, ey insanlık denen gölgeler Tek kollu, topal, aç ve saralı minik Hasan öldü Benim gibi yorgun bir şairin kalbine gömüldü Minik ve tek avucunda kırık ve ezik arabası Kimse alamadı Hasan’ın sıkılı avucundan Daha yemek saatine çok vardı Aç gitti Hasan bu dünyadan Donmuş gözlerinde yaşlar parladı O kötücül çocuk katillerinden O zulmün sâmitâne seyircilerinden O Siyonist ve diabolik canilerden Bu iğrenç dünyadan, bu dâr-ı cefadan, bu mezelletten O insanlık denen erzellerden Dramatik açlıklar ve korkunç sefaletten Kendi derdinden başka dert bilmeyenlerden O alelumyâ münazaralar O taş kalpli mülevveslerden Kurtuldu minik Hasan Şimdi bakmaktadır 5 yaşında bir çocuk kabrinden Geride küçük, zayıf, gelişmemiş aç bir beden bıraktı Ve yegâne çocuk elini Ve kopmuş kanadını Ve berrak gözyaşlarını Ve masum çocuk çığlığını Ve umutsuz sürçen ayağını Ve kilitli avucunun içinde küçük ve kırık oyuncağını Ancak kıyamet rüzgârları ziyaret eder sefil mezarını İnsanlık Gazze’de battı, yangınlarda boğuldu Hasan’ım gibi nice çocuk acılarla yoğruldu Filistinli çocuk en iyi ölümü bilir Bütün dünya sâmite-i meyyitelerle doldu Gazzeli çocuk ancak 3-5 yıl bilir Dünyaya bak ki hayvan-ı nâtıklarla doldu Ah minik Hasan’ım Garip Hasan’ım, kimsesizim, bir gün bile karnı doymayanım Her gün hıçkırıklarla yürekler dağlayanım 2 yaşında bir çocuğun mezarında 5 yaşında kolsuz yatanım Ağlama yavrum artık bak kimler geldi? Perdeye bak melekler geldi annenle Ellerinde yiyecekler ve sepetlerle Annende nice oyuncak destelerle Babacığın da yanlarında tebessümlerle İşte çocuklar da geliyor gülücüklerle
— (0 oy)
Paylaş: Twitter· Facebook· WhatsApp

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yaz!

Yorumlar moderasyon sonrası yayınlanır.

Gültekin Avcı — Diğer Şiirler

Tümü →