Karşı Bayır

05.07.2025 512 okunma
ıslak dudaklı sadmeli bir rüzgâr bayırın kırık çanağından sarkıyor şu karlı yamaçta boğuk nefesler alıyor ölmüş bir çobanın sırt çantası gibi ağır altın çiçekli çampakadan bulutlar bir enjenü utancıyla süzülüyor sonsuzun ellerine taşan bir kan gibi göğün mor alnından geceye akıyor dışarının hışırtılı ve ipeksi sükûtu Mozukhin bakışlarıyla donmuş vizajemde karlara gömülü funda tümsekleri nisyana mahkum mezarlar gibi yanında uzanan zambak rengi akşam gölgeleri bir münzevinin sırtında yırtılan kefen kâinatı kucaklayan bir unutuşu karalıyor Çandra’nın feşâfeşli sikloramasında sevişmek aşk hayaline ayın düştüğü estamp oluyor kımıltısız izlediğim festivalin bu son gecesinde o sokağın latent köşesinde, maskesiz bir adamla konuşan o maske… anladım ki sokakta lambalardan başka şeyler var ve lambaların aydınlatmadığı yerler, ay ışığıyla boyalı karanlıklar ve geceyi kıvrandıran delüzyonlar içimde ezeli bir mahkûm soluyor, sahra çöllerinde tanrıyı ararken annesini kaybeden bir nebi gibi mahzun ve mükedder bir takallüsle anasıymışçasına yatağa yapışıyor dışarıda belijeran bir hiçlik ve hafif bir ölüm nefes alıyor ruhum bedenime sârî bir hüzne gark oluyor ben ki inziva ve inkisarlar üstadı âşık-ı şeydası olduğum hiçlikler cesedimden ruhuma sızmadı varlığımın sahiline vurmadı yalnız bir çocuğun kahkahası, Chagall’ın kırık camlarından sıçrayıp ölü kuşlarla dolu bir hipojede yankılandı kuğunun son şarkısı gibi çınladı dün yine burada küçük meleklere susmayı öğreten gece-i simyada bir yavru ağlıyordu, tenine ateş basmış bir kerub kadar yalnız kimsesiz ve hastaydı yatağında ateşler içinde sayıklıyor, elimi Lezâ’yı delen bir ayet gibi tutuyordu sonunda gevşedi minik eli, bıraktı kırık oyuncak arabasını yanında ne bir kul vardı, ne bir mum, ne bir dua önce oyuncağı gömdüler sonra çocuğu o hüzüngâha, işte o karşı bayıra
— (0 oy)
Paylaş: Twitter· Facebook· WhatsApp

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yaz!

Yorumlar moderasyon sonrası yayınlanır.

Gültekin Avcı — Diğer Şiirler

Tümü →