Savaş KARADUMAN
Şiirleri (112)
Dudaklarımda Gülüş
Kızım Helin’e (4)
Güneşinden
Kızıl kıyamet açıp solan renginden
Doğuşundan/ batışından
Alır Başımı Senden Çekip Giderdim
Alır başımı senden çekip giderdim
Yüreğimdeki yangınlara sebep olmasan
Ve ben; aşkın alevinde yanıp kül olmasaydım eğer…
Gülüşünden çekip giderdim inan
Susma Çocuk Yüreğim
Gülüşü resimlerde ve yaşamımızda baki kalan çocukların şiiridir…
Yalandı;
Çocukluğuma savaş açan gazete manşetleri
Devletin merhametli ve şefkatli eli
Kadın Ve Anılar
Şiir mi? yoksa bir masal mı yazılan?
Yürüdü;
Denizin kıyısında yalın ayak adımlarla
İskelede; çok eski bir anıyla göz göze bakışıp durdu bir an
Adını Arayan Şiirler -3-
- kısa kes ey şair!
İçinde yaşadığımız bu kan çölünde
Zamanı değil şimdi
En olmaz düşler ve çiçeklerle aşka şiirler yazmanın…
Yağmur Bakışların
İçiyorum; avuçlarımdan taşan duru bir su gibi
Yana yana… Kana kana… Doya doya…
Sen hiç tükenmiyorsun
Yağmur olup masmavi gülüşlerle damlıyorsun
Tut Ellerimi
22 Eylül… kızımın doğum günü… Sabah sabah… çisil çisil damlayan hüzünlü bir yağmur var dışarda… Kızımın beyaz yakalı ve mavi önlüklü resmi karşımda… çerçeveden ha fırladı ha fırlayacak…boynuma ha sarıldı ha sarılacak… aldığım her nefeste güneşli baharlar, çiçekli kırlar , dağlar ve ovalar gibi burnumda tütüp duran kokusu… yüreğimde buram buram hasret… Eee neylersin yazmaktan başka…
TUT ELLERİMİ… BİRBİRİMİZE ÇOCUK KALALIM BİRAZ…
Kızım Helin’e (7)
Yasaklı…
Eylül Kanayan Bir Çocuktum Ben
İşkencenin şiiri yazılabilir mi?
Hem kurbanı, hem tanığı olunduğunda sanıldığı gibi hiç de kolay olmuyor. Kâğıda kaleme hiç uzanamadığım günler oldu… Bazı günler “Eylül kanayan bir çocuk” gibi “çok kan kaybederek” tek bir cümle dahi kuramadan saatlerce takılıp kaldığım oldu şiirin başında…
“Yüreğimin kıyısına mavi mavi dalga dalga çarpan kadın… “ (Annem) bir bayram günü ziyaretinde; kışlanın önüne her gün geldiğini, uzun günlerin ardından (Hasan abim ve benim) bitlenmiş ve üzerinde kurumuş kan lekeleri olan çamaşırlarımız kendisine verildiğinde “kötü durumda ama çok şükür yaşıyor” olduğumuzu anladığını ve sevinçle eve nasıl koştuğunu, evde çamaşırlarımızı koklayarak nasıl ağladığını… O zamanlar minicik olan yeğenim Evrim’i “hadi gel Hasan’ıma, Savaş’ıma ağlayalım” diyerek kendine nasıl sırdaş yaptığını ve nasıl günler boyu sayıp dökerek birlikte ağladıklarını, ahırda sütünü sağdığı inekleriyle her gün konuşarak nasıl dertleştiğini ve her gün yollarımıza nasıl gözyaşı döktüğünü… İç çekerek ve heyecanlanarak anlattığında bu şiir kafamda iyice şekillendi. Uzunca bir süredir de hep aklımdaydı. 12 Eylül 1980 darbe döneminin ağır işkencelerine uğramış ve çok ağır bedeller ödemiş olan bir kuşağın hikâyesini yaşadıklarım ve tanık olduklarım üzerinden yazmaya çalıştım.
Bedenimi(zi), yüreğimi(zi) ve ruhumu(zu) öldürmeye tam teşebbüs ederek ağır yaralı bırakan işkencenin ve işkencecilerin dile, söze ve şiire bir türlü sığdıramadığım aşağılık ve iğrenç davranışlarını elbette yazamadım…
Öp Beni Şiirlerin Altında
Bir aksilik çıkar
Bu gece gecikirsen eğer bana
Kaygılanma…
Aklın bende kalmasın sakın
Adını Arayan Şiirler -1-
Gözleri bir içim şiir
Gözleri gurbet, gözleri hasret
Gözleri ümitli bir aşk sahnesi
Gözleri sevinç
Issız Ada
Issız bir adaya düşsek birlikte
“o üç şeyi yanımıza almasak”
Kimse kurtarmaya gelmese bizi “modern” dünyadan
Sıfırdan başlasak her şeye
Adını Arayan Şiirler (Giriş)
Bir şiir uzattı
Elinde miydi? Gözlerinde miydi?
Aklından mı?
Yüreğinden mi çekip uzattı -vallahi de billahi de- görmedim
Hakkında
cehenneme köz yetiştiren kar tanesi gibi eriyip gidiyor hayat...