Sana Sakladığım Mevsim

05.11.2026 7 okunma
Dünyanın tüm saatleri durmuşken birinin kalbinde yürümeye devam etmektir aşk. Bir akşamın son ışığında, kimsenin görmediği bir pencerede adını beklemekti. Bazen bir kadının gözlerinde şarabın kızıla çalan hüznüyle yeniden doğmaktı. Şimdi topluyor küllerini Gökyüzüne uçurtma bırakan eller Ellerinden tutmayı unutmuş dünya Çocuklarının… Kırılmış oyuncakların arasında Bir bebeğin gövdesini arıyor anneler. Maviliğinden utanıyor gökyüzü, Kıyısına vuran çığlıkları Sessizce içine gömüyor deniz Kendi yarattığı cehennemin ortasında hâlâ cennetten söz ediyor insan. O sırada Bütün bu kıyametin içinden Küçücük bir yol çiziyordum sana ulaşacak. Bir dalın ucunda unutulmuş tomurcuk, Toprağın derininde saklanan su, Bir de adını içimden geçirdiğimde Ölü mevsimlere başkaldıran O eski bahçem vardı. Ben, Bütün zamanların unutulmuş kıyısında Kendi yarasına yaslanarak yaşayan… Yine de sana Kirletilmemiş bir sabah bırakmak istedim. Henüz hiçbir savaşın adını bilmeyen Bir çocuğun gülüşünü, Hiçbir ayrılığın gölgesine düşmemiş Bir öpücüğün ilk sıcaklığını. Silahların sustuğu, Çocukların gökyüzünden korkmadığı, Annelerin evlatlarını uğurlarken Akşam eve döneceklerini bildiği Bir sabaha inanmak istedim. Bir uygarlığın bütün ihtişamı Bir çocuğun ağlamasını susturamıyorsa Hangi büyüklükten söz edilebilir insan Hayat merhametli davranmadı bana. Önce inandığım insanları aldı, Sonra inandığım yolları. Çocukluğumdan kalma umutlar Birer birer söndü içimde. Gittiğim her şehirde Biraz kendimi kaybettim, Biraz da dönmeye cesaret edemediğim O eski insana yabancılaştım. Bütün kırgınlıklarımı bir kenara koyup Güzel şeyler biriktirdim sana. Bir sabahın ilk kuş sesini, Yağmurdan sonra taşlarda kalan kokuyu, Dalında kızarmış bir narın Çatlamaya benzeyen sevincini... Bir de kimsenin satın alamayacağı O eski insanlık duygusunu Bir yabancının gözyaşında Kendi insanlığını tanıyabilmeyi. Kusursuz bir hayat vaat etmiyorum sana Kasırgada ayakta kalmış bir ağacın gölgesini, Kırıldığı hâlde çiçek vermekten vazgeçmeyen Bir dalın inadını sunabilirim sana. Birbirimizin yaralarını yarıştırmadan, Geçmişin hesabını bugünün yüzünden sormadan, Eksiklerimizi yük etmeden Sevebilmeyi... Sonra bir gün gel. Dağların omuzlarından karlar çekildiğinde, Toprak uzun uykusundan uyandığında, Zeytin ağaçları yeniden gümüşe kesildiğinde... Dünyanın bütün sınırlarından Barışın sesi yükseldiğinde, Çocuklar ölümün değil Oyunun peşinden koştuğunda, Gel. Kapımda sana sorulacak ne nerede kaldığın Ne de neden bu kadar geciktiğin olacak. Yalnızca otururuz bir akşamüstü, Önümüzde iki fincan kahve, Pencerede mevsimin son ışığı... Sana, bütün kayıplarıma rağmen İçimde öldürmediğim insanı sakladım. Kirletilmemiş bir sabahı, İnanmaktan vazgeçmeyen bir kalbi, Henüz yaşanmamış güzel günlere Açık bıraktığım bir kapıyı… Geçip giden bir mevsimi değil, Bütün kışlara direnen, Bütün ayrılıklardan sağ çıkan, Zamanın bile solduramadığı Hiç tükenmeyecek bir baharı sakladım. 28.03.2003
— (0 oy)
Paylaş: Twitter· Facebook· WhatsApp

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yaz!

Yorumlar moderasyon sonrası yayınlanır.

Ali Fırat Dicle — Diğer Şiirleri

Tümü →