ESMER SIĞINAĞIM

30.10.2026 58 okunma
Kurumuş bir lavantada saklı evren. Ferforje çitlerde siyah antipas, Obsesif karıncaların sırtında taşınan sabır… Parantezin dışına düşmüş silik bir insan izi Ben. Kendime giden yolun Bilmediğim bir yerindeyim. Zehirle panzehir arasında Eski bir rüzgâr esiyor. Gel. Kalabalıkları yarıp gel. Bütün kelimelerin yarım bıraktığı O aşkı al yanına. Gümüş bir mızıkada gün ağarsın Ezgisi, içimizde yıllardır Uyumayan çocuğu uyandırsın. Boynumda akşamdan kalma bir sızı, Gülüşümde sana ayrılmış bir yer var. Heybendeki kaçak düşleri bırak oraya Biraz da yaşanmamış günlerden konuşalım. Avuçlarımda kestane kabukları, Dizlerimde toprağın serinliği. Göğsümden bir yaz söktüm Deniz kabuklarını, Güneşte solmuş bez ayakkabıları Eski bir rafa kaldırdım. Hamakta çocukluğumun izi duruyor. İpler gevşemiş, Gökyüzü biraz daha uzak. Bir kahkaha ilişmiş kumaşın kıyısına Dokunmadım. Porselen kupada ıhlamur, Camın ardında ince bir yağmur. Sana uzattığım ellerimde Bir akşamın bütün sıcaklığı. Sen, esmer sığınağım, İki gözüm… Ekim, Ört üstümüzü yavaşça. Dışarıda dünya kendi hükmünü sürsün, Biz, birbirimize yetişmek için Hiçbir yere gitmeyelim. Sabah olduğunda Ne geçmişi bağışlayalım Ne yarına söz verelim. Yalnızca kalalım, Birbirimizin yanında, Olduğumuz gibi. Ekim, ört üstümüzü. Yaprakların altında Henüz adı konmamış bir bahar var. Onu uyandırma.
5,0 (1 oy)
Paylaş: Twitter· Facebook· WhatsApp

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yaz!

Yorumlar moderasyon sonrası yayınlanır.

Ali Fırat Dicle — Diğer Şiirler

Tümü →