Lafı Uzatmayalım / Kadehteki Kırmızı

31.10.2026 71 okunma
Sen kadehteki kırmızıya bakarsın, afiyet olsun, Ben o bağın dibindeki taşa sarılan kökü görürüm. Dolu vurmuş yaprağı, poyrazı, Toprağın bağrındaki o can çekişi... Daha maya girmeden işin içine, Güneşin altında götü pişen bağcının teridir o. Nasır tutmuş avuçların sepete bastığı üzüm, Şafağın köründe sızlayan emeğidir parmakların. Taş dediğin taş işte, Ne merhameti var ne vicdanı. Ama kök, inat etmiş bir kere Toprağın bağrını yarıp yürümüş, Bir damla su uğruna cehennemi göze almış. Ne dolu yıldırmış onu ne poyraz, Yine de tutunmuş hayata. Ben kadehi kaldırırken Bağda sabahın köründe uyanan adamı düşünürüm. Kalkmıştır yatağından Horozun sesi köyün damlarına varmadan Ayakkabısının altında toprak, Gömleğinde dünün teri, Cebinde yarının hesabı... Güneş daha yeni doğrulurken o çoktan başlamıştır çalışmaya. Öğle olur, gökyüzü ateşini boca eder yeryüzüne. Millet gölge arar, O, gölgenin altında yapar üzümün hesabını. Asma beklemez kardeşim, Mevsim dediğin bakmaz kimsenin yorgunluğuna. Bir de bağcının karısı vardır, Evde tencerenin başında hesap yapan. Un bitmiş, yağ azalmış, çocuğun ayakkabısı delik... Bağda üzüm kızarırken Evde hayatın hesabı tutmaz bazen. İşte o eksik ekmeklerden, O sessiz bekleyişlerden Bir ucundan da şarap yapılır. Akşam eve döner bağcı Kapının eşiğinde çıkarır ayakkabılarını. Gün boyu taşıdığı toprağı, Yorgunluğunu ve geçim derdini Birlikte bırakır kapının önüne. Şafağın gözü açılmamışken toplanır üzüm. Sepetler dolar, omuzlar çöker, doğrulmaz bel. Her tanede bir güneş, her salkımda bir ter damlası, Her sepette insan ömründen kopmuş bir parça... Sonra basılır üzümler. Maya girer işin içine, zaman girer, bekleyiş girer. Üzüm kendi yolundan geçer, Kendi sesini bulur. Sen üzüm dersin, o şarap olur. Hayat da böyledir kardeşim Bazen beklediğin mutluluktan keder çıkar. Bazen de yıllardır içinden çıkamadığın karanlıkta Bir damla ışık bulursun. Şu fıçıya bak mesela. Meşe ağacı... Bir zamanlar ormanda kök salmış, Yağmur yemiş, rüzgâr dinlemiş, Kuşlara yuva olmuş. Sonra kesilmiş, biçilmiş, işlenmiş, Bir başka yolculuğun parçası olmuş. Karasal iklimin sıcağından kopup Gemi ambarında dalgayla boğuşan meşe fıçı, Kıtalar aşmış, fırtına yemiş, Denizlerin karanlığında yol almış. Şimdi sen o kadehte Yalnızca üzümü değil, Biraz ormanı, biraz denizi, biraz rüzgârı, Biraz da insanın ekmeğini taştan çıkarma inadını içiyorsun. Sadece kafayı bulasın diye damıtılmadı bu meret. Gerçi insanın kafası dünya kadar dertle doluyken Arada bir susmayı hak eder, Ona da diyecek sözüm yok. Ama bil ki kardeşim, Bir kadehi boşaltmak kolay, Onu doldurana kadar geçen ömrü Bir çırpıda içmek hiç değil. Kimi gençliğini bir fıçıda yıllandırır, Kimi acısını dilinin altında saklar. Kimi yıllarca susar da bir akşam iki laf eder, Kimi bir kadehle çözülür, Kimi bir ömür boyu kapanır kendi içine. İnsan dediğin, Bazen dinlenir bir ağacın gölgesinde, Bazen oturup ağlar bir taşın üstüne, Bazen de bütün yenilgilerini Dibine bırakır bir kadehin. Ne yaparsa yapsın, Bir borcu kalır Ekmeğini kazandığı toprağa… Şimdi sen kadehini iç kardeşim, afiyet olsun. Benim derdim içtiğinle değil, Neyi içtiğini unutmanla. Herkesin derdi kendine, Herkesin damağı kendine. Üzümün hikâyesini bilmeden Şarabın tadından söz etme demiyorum. Yalnız, bir an dur. Kadehi ışığa tut. Şu kırmızıya bak. Bir bağın yazı var içinde, Bir kökün inadı, Bir işçinin nasırı, Bir mevsimin sabrı... Lafı uzatmayalım artık. Dünya dediğin, biraz toprak, biraz su, biraz güneş Biraz da birbirinin yükünü taşıyan insanların Bitmek bilmeyen mesaisi. Şarap dediğin, Bu büyük hikâyenin kadehe sığmış hâli. Kimi kadehteki kırmızıyı içer, Kimi o kırmızıya can veren toprağı. Ben kadehin dibinde hâlâ çalışan bir bağcı görüyorum Güneş ensesinde, toprak ellerinde, ömrü omuzlarında... Alnının teriyle dünyaya attığı imzayla. Öyle sıradan bir bağ değil burası, kardeşim. Güneşin ve alın terinin Aynı kadehte mühürlendiği yer.
— (0 oy)
Paylaş: Twitter· Facebook· WhatsApp

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yaz!

Yorumlar moderasyon sonrası yayınlanır.

Ali Fırat Dicle — Diğer Şiirler

Tümü →