BİR SÜRGÜNÜN ALFABESİ

15.10.2026 74 okunma
Hüznüm Cizre surlarında rüzgârın emzirdiği bir yalnızlık, Açlığım Fırtınada unutulmuş bir buğday tanesi, Sabrım Munzur’un gözelerinden sızan bin yıllık dilsizlik Korkum Sınırlara gerilmiş dikenli tellerin soğuk pası Ya bu göç kapısı bir daha açılmazsa Hevalo! Yasaklı lehçelerin boğazımda düğümlendiği o eşikte Sana hangi kelimeyle yürüyeyim? Şimdi her ağıt, içimdeki bir sükûtun celladı Oysa bir seni bildim Hevalo Bir de kirpiklerinin ucundaki o amansız mülteci uykusunu Henüz birkaç asırlık bir sürgün olsa da yokluğun Bir seni bildim, bir de kimsesizliği… Dilimde, Kervanların arkasından yakılmış feryat makamı, Aklımda, Kâğıda dökülmeyen saklı alfabeler, Yüzümde, Bir maske gibi kuşandığım o kış güneşi, Boynumda, Kehribar bir muska bakışların Yüreğimde Karanlık kehanetlerin sancısıyla İnancımı sınayan o mağrur gece Gökyüzünün sırtındaki o kara hançeri Mürekkebi kurumadan yırtılan O hüküm kâğıtlarını, Ve seni bilirim Hevalo Kınından çıkan öfkenin Tarihin hileli sayfalarına sızdırdığı kanı Zemheri ayazında kurulan o dilsiz pusuları Ölümün o kireç kokan, Soğuk avuçlarını Her şafak vakti namlunun ucunda duran sevdaları... Bir seni bildim Hevalo Bir de göğsünün ortasındaki o nar çatlağını Yüzünün bir halkın uyanışına dönüşüp, Gözlerinin isyanla barıştığını Bir ben bildim Sokrat’ın baldıran zehrine ne denli yakıştığını... Bir seni bildim hevalo Bir de mevsimlerin hep kışa durduğunu Geçmişin o kırık aynalarından süzülen umudu Yarına fırlatan Zincirsiz bir köle Nehre kapılmış ters akan bir akıntı gibi Kendi kıyılarımdan nasıl koptuğumu Aşkınla, Kendi yangınına koşan şaşkın bir pervaneyim Hevalo! Varlığın o ilk hecesi Bitişle başlayan o sonsuz döngünün son nefesi... Kendi masalımda kaybolmuş bir gölgeyim Zaman zarf Gitmek fiil Karanlık fail Ben ise bu meçhul cinayetin öznesi Kimse anlamadı gözlerindeki o dilsiz sığınma talebini Bir intihar süvarisiyim, Bir uçuruma âşık Bir kırık güvercin kanadı Yüreğinde yaralı, Yüreğine aşık... Oysa şimdi Hevalo, Zamanın göğsünden tek bir saniye bile damlamazken Hasankeyf’in sular altında kalan kalbi gibi Diyar diyar batık bir kederden vuruyor saatler Harran’ım, Palmirayım. Yıkık ve tılsımlı bir acı tüneliyim Bir depremin dilsiz çığlığı Ağır bir hasret enkazıyım Hevalo! Feryadımı bir rüzgâra satıp Tanımlanamayan boşluğumla Gecenin zikrine gizledim avazımı Boynumda çözülmeyen bir düğüm gibi adın Bir destanın en kederli dizesi özetinde Her adımda dipsiz bir kuyuya çekildiğim Yurdundan edilmiş bir Aras hüznündeyim Anlatılmayan mitler adına Mem û Zin aşkına Hevalo! Mühürle dudaklarımı Mühürle ki susarak öpeyim ruhundan Yoksa sağ yanımda dinmeyen bir sızıyla Ceplerimde firarımı taşıyarak Göç yolları Silinmiş kentlerin arkasında yatan o mutlak hiçlikle… Kendimi avutarak Kanayarak Yalınayak bir Sahabe çaresizliğinde Kokunun kaldığı o yıkık sarayların dehlizlerinde kaybolup Kaderim gibi kör akreplerin Taşlarını kemirdiği bir kervansaray olurum Hevalo! Titreyen o zarif kimsesizlik, Göğsüme bulaşmış bu amansız acemilik. Hasret nakışlarıyla Ruhunun zindanında dirilen bu beden neye yarar? Yokluğun kıyamet olur Hevalo! Yokluğun, Dersim dağlarında sırrı gömülü bir sürgün Roboski’de donan çocukların sessizliğiyle Başkaldıran, Eğilmeyen yüreğimdeki o isyanı ezen zulüm olur... Bir seni bildim Hevalo Bir de senden geriye kalanı Kendimi ve fukaralığımı Kimliğimin aşk, Yurdumun ise bir hiçlik olduğunu... Ey dizlerine kapanıp hıçkıra hıçkıra ağladığım! Saçlarını kederime, Gözlerini bu sürgünlüğüme, Gece kadar pürüzsüz bir ten Güneşi utandıran esmerliğiyle Yüzünü yüzüme mühürlediğim o adsız sevgili Bilirsin aşk, sınırları reddeden bir ilticadır
— (0 oy)
Paylaş: Twitter· Facebook· WhatsApp

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yaz!

Yorumlar moderasyon sonrası yayınlanır.

Ali Fırat Dicle — Diğer Şiirler

Tümü →