BÜTÜN ŞAİRLERİN GÖLGESİNDE

15.10.2026 74 okunma
Susuz, bir çölün ortasında yapayalnızım Basa basa yürüyorum çatlamış toprağın dudaklarına Güneş omuzlarımda paslı bir hançer Dilimde bir türkünün külünü savuruyor rüzgâr. Ahmed Arif’in yaralı atı gibi Gecenin alnına bırakıyorum kanayan nal izlerimi. Hasret, paslı bir kelepçe değil artık, Etimin içine işlemiş bir sarmaşık… Her kıpırdayışımda biraz daha kök salıyor içime. Uzakta değil Göğsümün içinde yükseliyor artık, Karlı, sert, suskun dağlar. Bir yankı dolaşıyor taş damarlarında... Yoksa bu dağlar olmasa… Yıldızsız bir gecenin koyu yarığında Göğe uzatıyorum avuçlarımı, Paramparça olmuş bir aynayı toplarcasına. Ümit Yaşar Oğuzcan susuyor oturmuş yanı başıma Gökyüzü kırılmış bir cam dökülüyor üzerimize, Yüzünü unutmamak için sakladığım hatıra her yıldız, Her kayan ışık, İçimden sessizce eksilen bir ihtimal. Bir daha sevmek… Diyorum, Yaralı bir kuş gibi çırpınıyor boğazımda sesim. Göğsümde biriken bütün ışıklar, Yağmur yemiş kibritler gibi Birer birer sönüyor. Masada masa imiş ha… Diyor Edip Cansever uzak bir köşeden. Ben de oturuyorum masaya… Üstünde yarım kalmış cümleler, Soğumuş çaylar, Unutulmuş eller var. Çatal bıçak sesleri Cam kırıkları gibi batıyor kulağıma, Tavandan sarkıyor kahkahalar, Ağır bir cenaze geçiyor içimde. Her lokmada biraz daha eksilmek, Her yudum, boğazımda düğümlenen bir vedanın tuzu. Boşalıyor kadehler, Kelimeler doluyor içlerine… Kimse fark etmiyor, İçiyorum kendimi sessizce Ey Cemal Süreyya, Neden küstürdün aşkı dünyaya? Gözlerini de al git dedin, Aldı gitti işte. Sokaklar uzuyor önümde bir yağmur Vitrinlerde çoğalıyor yüzler Kadınlar geçiyor omuz omuza geceyle. Saçlarında taşıyorlar başka mevsimler Gülüşlerinde başka adamların izleri Hiçbiri sen değil. Hiçbiri o kiraz dudağın kıyısında saklanan isyan değil. Hiçbiri, sabahı unutturan sıcaklığın değil. Ben, gözlerini kaybetmiş bir şehir gibi karanlığa baka baka öğreniyorum seni özlemeyi. Attila İlhan, Ben sana mecburum diye fısıldıyorum rüzgâra, Sesim bir limandan ayrılan gemi kadar yorgun. Bilemezsin… Bu mecburiyet zincir değil, Ateşten bir nehir. İçtikçe çoğalan bir susuzluk, Dokundukça büyüyen bir yara. Yanıyorum ben, Ama küllerim bile seni anıyor. Nâzım Hikmet, Şimdi sen de herkes gibisin diyor içimde bir ses, Ama ben hâlâ inanıyorum o büyük maviye. Bir pencere aralığı kadar umut varsa dünyada, Oradan içeri girer insan. Bir mahpus türküsü gibi büyür umut, Demirin pasında, Ekmeğin buğusunda, Çatlamış ellerin avucunda. İnsan dediğin, En karanlık gecede bile Bir şarkının ucundan tutup sabaha yürür. Can Yücel, Sevda duvarına yasladım sırtımı, Duvar soğuktu, Ama içimde yangın vardı. Bağlanmayacaksın demiştin… Ah, insan geç kalıyor bazı cümlelere Ben bağlandım işte. Ağacın toprağa bağlandığı gibi, Yaranın bir tene, Çocukluk korkusunun geceye bağlandığı gibi. Yaşadım… Güldüm… Parçalandım… Sonra çoğaldım kırık yerlerimden Meğer insan, Bıraktıklarıyla büyürmüş, Her veda bir tohum bırakırmış içine Her acı, geç kalmış bir bahar gibi Bir gün mutlaka açarmış çiçek Şimdi burada… Bütün şairlerin gölgesinde, Gecenin en sessiz yerinde, Yüzüne bakarak duruyorum yalnızlığın. Susuzum. Göğüm yıldızsız. Ellerim boş. Ama içimde hâlâ bir yer ısrarla yakıyor ışık Şiir, En derin yaranın dibinde bile Küçük bir su sesi bırakıyor insana. Ne kadar kırılırsa kırılsın, Bir dizeye tutunup Yeniden yürümeyi öğreniyor. 22.06.1998
— (0 oy)
Paylaş: Twitter· Facebook· WhatsApp

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yaz!

Yorumlar moderasyon sonrası yayınlanır.

Ali Fırat Dicle — Diğer Şiirler

Tümü →