DİYARBAKIR

15.10.2026 59 okunma
Göğün yere değdiği kadim bir şehir. Surlarında zamanın yorgunluğu, Rüzgârında acının dili. Her taşı küllerden doğmuş bir hatıra, Her gölgesi yarım kalmış bir vedanın sessizliği. Zamana karşı dimdik duran bir destan. Rüzgâr başka eser Her esişinde sürükler Kayıp bir ismin harflerini sokaklara. Kapıları gıcırdarken, Geçmiş de inler beraberinde. Bin yıllık suskunluğun üstüne Gece, ince bir yas örtüsü. Yıldızlar bile ağır parlar… Acının hesabını tutar her biri Gözlerini kısmak zorunda kalır, Gökyüzü ağlarken. Dicle… İçinden bin yılın sesi geçen Yaralı bir hafıza. Göğsü yarılmış toprakta Akan eski bir ilahi… Suyuna eğilen her ışık Başka bir zamana düşer, Her damla unutulmuş bir yemin. Suyuna eğilen her yüz Dönüşür başka bir hikâyeye. Taş sokaklar… Ayak izlerini unutmayan şehir. Her adım bir öncekine yaslanır, Her köşe başka yalnızlığın omzuna. Güneş, utancını saklayarak doğar. Bir çocuğun gözlerinde, Yarım kalmış bir oyun gibi titrer ışık. Silinmez duvarlara yazılmış isimler, Rüzgâr bile okumayı öğrenmiştir o isimleri. Sokak lambası geceyi aydınlatmaz sadece, Unutulmak istenen yüzleri de hatırlar. Kuşlar göç ederken bir an durur burada. Yönlerini değil, kontrol ederler kalplerini Göç, bizde sadece uzaklaşmak değil, İçinde kalan bir parçayı da götürmektir. Kadınlar… Beyaz tülbentleriyle zamanın yarasını sarar. Bir tülbent düşse yere, tüm sessizlik ağırlaşır. Gözyaşı burada su değil, Toprağa karışıp kök olur bazen. Sokak sokak dolaşan bir ağıt. Yarım bir cümlenin devamıdır Her pencereden sızan ışık. Susarak büyüyen bir hikâye saklı Her kapı ardında. Bu şehirde çocuklar… Taşın üstünde çizer oynarlar geleceği. Temiz hayaller asarlar, Kirlenmiş duvarlara. Bir diriliş gibi gelir geç kalmış her bahar. Bir gün zincirler suya dönüşecek, Duvarlar rüzgârla konuşacak, Taşlar ilk kez hafif hissedecek kendini. 28.03.1993
— (0 oy)
Paylaş: Twitter· Facebook· WhatsApp

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yaz!

Yorumlar moderasyon sonrası yayınlanır.

Ali Fırat Dicle — Diğer Şiirler

Tümü →