HAYAT SENSİZDE GÜZEL

15.10.2026 69 okunma
Dostum... Önce soğur bedenin. Bağlar ağzını hemşire. Düşmesin diye çenen Gözkapakların kapanır Dünya son kez dışarıda kalır. Ruh yürür bilinmez yollarda, Ne mal taşınır yanında ne de unvan. Sadece sevgi kalır avuç içinde, Kırmadan yaşanmış hayatlar. Kim bilir… Belki ölüm bir son değil, Perdesi aralanmış ikinci bir başlangıç. Sonra seni yıkarlar. Son kez su geçer saçlarından. Bir yabancı Avuç içindeki çizgilere bakmadan Seni ölüye çevirir. Beden dediğin şey Bir gün başkalarının taşıdığı Omuzlarda bir yüke dönüşecek. Tabutun kapanırken Çıkan o tok ses var ya… Dünyayla olan bağın o kadar ince. Toprak önce alır kokunu. Sonra sesini. Sonra yüzünü. Dostların mezarına dökerken su Gözlerinden çok omuzları çöker. İnsanı en çok ona anlatacaklarının Birikmesi öldürür. İlk gün adın Evin içinde alçak sesle söylenen Bir hatıraya dönüşür. Ayakkabıların yetim kalır Kapının önünde. Ceketinin cebinde Unutulmuş bozukluklar Uzun süre seni bekler. Sanki sabah geri gelip Anaya bakacaksın. Tıraş bıçağında Birkaç tel sakalın Bir müddet sonra Gizlice girer annen odana Kirli tişörtünü bulur belki. Yüzünü ona bastırır. Bütün anneler giden çocuklarını Koklayarak yaşar. Güçlü görünmeye çalışır baban Gece herkes uyuduğunda Musluğun başında uzun süre tutar ellerini Acısını su aksın diye saklar Açtığı çeşmenin içinde Ama saklayamaz gözyaşlarını Sevdiğin kadın Başka adamlara güler bir gün. İşte gerçek ölüm budur dostum. Senden sonra birinin daha Onun saçlarını Kulağının arkasına iliştirmesi. Fotoğrafların iner önce duvardan. Silinir sonra telefonlardan. Sonra sesin unutulur Kıyametin ilk provası Sesinin tamamen kaybolması Bir süre herkes arar seni Sonra yavaş yavaş Dönmeyeceğin gerçeğine alışır herkes. Ev senden vazgeçmeyi öğrenir. Yastığına sinen kokun azalınca Ölür ikinci kez insan. Unutulmak Toprağa girmekten daha sessiz. Üçüncü gün Perdeler ağır açılır odalarda. Çayın buharı boynunu büker. Annen mutfakta tabağı eksik dizer fark etmeden, Sonra elleri titrer. Baban geceleri balkona çıkar, Sigarasını karanlığa yakar yokluğuna. Sevdiğin kadın Telefonundaki ses kayıtlarını dinler gizlice, Bazen bir alo nün içinde yaşar. Sonra kırkın çıkar. Hayat arsızdır dostum, devam eder. Kasap kepenk açar sabah. Simitçi bağırır sokakta. Bir çocuk düşer, ağlar, güler sonra Otobüsler yine geç kalır. Dünya… Sen ölmüşsün diye bir dakika bile durmaz. Ama sen… Sen artık yetişemeyeceksin hiçbir sabaha Kasım sabahı cam buğusuna Yazamayacaksın bir isim Sobanın üstünde kızaran kestanenin kokusunu Çekemeyeceksin içine Gece acıkıp ekmeğin arasına peynir koyamayacaksın artık. Artık sinirlenemeyeceksin çorabının teki kaybolunca Banyonun aynasında gözlerinin içine bakıp Ben ne oldum böyle diyemeyeceksin. Yağmur yağacak. Mezarlığın üstüne ince ince düşecek damlalar. Toprağın altında çenenin içine dolacak sessizlik. Ama sen ıslanmayacaksın dostum. Ölüm yağmurdan bile mahrum bırakıyor insanı Bir daha denizi görmeyeceksin. Dalgaların kıyıya vururken çıkardığı o sesi… Hani insan bazen yaşamak istemese bile Denizi görünce içi yumuşar ya… İşte onu hissedemeyeceksin bir daha. Bir serçenin telaşını, Sabah ezanından önceki maviliği, Bayram sabahını Kolonya dökülen avuçları… Hepsi dünyada kalacak. Sen kalmayacaksın. Soyamayacaksın kışın ilk mandalinasını Sıcacık ekmeği iki elinle bölüp Tutamayacaksın buharını yüzüne Yeni alınmış kitabın sayfalarını Meraklı gözlerle çeviremeyeceksin parmaklarınla Gece herkes uyurken mutfağa gidip gizlice su içemeyeceksin. Bir daha hiçbir filmi yarıda bırakıp Yarın devam ederim diyemeyeceksin artık. Senin yarının yok. Pencerelerde ince ince kayacak bakışmalar. Bir kadın saçlarını toplayıp koşacak sokakta. Toprak ıslanacak. Islak asfalt çocukluğunu kokutacak belki. Ama sen bir damla bile değmeyeceksin dünyaya. Güneş omzunu yakmayacak artık. Denizin tuzu kurumayacak dudaklarında Ayakların sıcak kuma gömülmeyecek. Bir martının göğe çizdiği beyazlığı Başını kaldırıp izlemeyeceksin bir daha. Bir daha hiçbir çiçeği koklamayacaksın dostum. Gül avuçlarında açmayacak. Leylak kokusu bir bahçeden taşacak Ama sana ulaşamayacak. Sabah ezanıyla uyanan kuşların Duymayacaksın titrek seslerini. Bayram sabahı erkenden kalkıp Ütülü gömlek giyemeyeceksin. Bırakamayacaksın hiç bir çocuğun avucuna şeker Pazarda inciri eline alıp Bunun iyisi kokusundan belli olur diyemeyeceksin asla. Bir kurban bayramında Artık sen bıçağı tutmayacaksın dostum. Çünkü kurban olan sensin. Bir süre sonra birinin dilinden Yanlış zamanda düşeceksin... Ne iyi adamdı… Sonra konu değişecek. Çaylar tazelenecek. Hayat devam edecek. İnsan en çok buna kırılıyor işte, Öldüğüne değil, Dünyanın sensiz de güzel kalabildiğine. Ve bedenin… Ah dostum, bedenin… Bir süre sonra toprak altında Yemeye başlayacak kendini Gözlerinin yerini karanlık dolduracak. Yarım bıraktığın cümleler de çürüyecek dilin. Bir zamanlar seni öpen dudaklar Dönüşecek kemiklerine. Hatıraların bile bir gün Eski bir fotoğrafın sararması gibi solacak Mezar taşına yağmur vuracak yıllarca. Yazılar silinecek. Otlar büyüyecek üstünde. Belki bir gün mezarının yanından geçen bir çocuk İsmini yanlış okuyacak. Dünya Hiç utanmadan devam edecek. Birileri âşık olacak. Birileri kahkaha atacak sokak ortasında. Bir bebeğin ilk dişi çıkacak. Bir adam sevdiği kadına çiçek alacak. Bir film vizyona girecek. Bir şarkı herkesin diline düşecek. Sen Bilmeyeceksin bunların hiçbirini Çünkü kurbansın dostum. Sıranın sana geldiğini anlamadan Kesilmiş bir ömür. Şimdi hâlâ nefes alıyorken geceyi küçümseme. Anneni ara. Babanın omzuna dokun. Sevdiğine sarılırken acele etme. Bir çiçeği koparma, Sebepsiz kokla. Yağmur başlayınca kaçma. Yağmurda biraz yürü. Bir kediyi kucağına al Denize gir. Gökyüzüne uzun uzun bak. Dünya sen yokmuşsun gibi Dönmeye devam edecek. 22.06.2025
— (0 oy)
Paylaş: Twitter· Facebook· WhatsApp

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yaz!

Yorumlar moderasyon sonrası yayınlanır.

Ali Fırat Dicle — Diğer Şiirler

Tümü →