UTANCINI BANA VER

15.10.2026 59 okunma
Utancını bana ver… Kırılmış aynaların önünde Tek başına taşıma onu. Gecenin en kuytu yerinde titreyen Bir sokak lambası gibi Ellerimi uzatırım karanlığına. Sen yeter ki sus. Bu hayat benim… Tek tek ezberledim yaralarını Paslı bir kapının gıcırtısı İçimdeki dünya. Kül rengi gökyüzüne karşı Son sigarasını içen Adamın yalnızlığı. Bir mum yak bu gece. Küçücük bir alev olsun sadece, Titrerken bile vazgeçmesin karanlıktan. Belki o ışık tren garında Unutulmuş bavulların arasından, Eski bir mektubun sararmış köşesine düşer de Beni sana yeniden hatırlatır. Sonra yıldızlara uzun uzun bak… Bir yıldız ansızın kayarsa bil ki İçimde susturamadığım Bir cümle düşmüştür geceye. Ay, o eski yaralı yüzüyle Aramızdaki mesafeyi sessizce ölçerken Gel… Şarabımızı içelim. Kadehlerde yıllanmış bir hüznün Kırmızı gölgesi dolaşsın masamızda Birkaç zeytin, biraz suskunluk, Bir de gözlerine dokunmaya cesaret edemeyen Ellerim olsun. Uzak bir gramofondan Çatallı bir şarkı yükselsin, Eski bir filmin son sahnesi gibi ağır, Siyah beyaz ve yağmurlu. İçinde deniz kokusu olsun, Gece vapurları, Sokak kedileri, Geç kalınmış aşklar Yarım kalmış cümleler… Şarkı döndükçe dünya yavaşlasın, Biz birbirimize son kez bakabilelim diye. Gel, bu veda usulca olsun… Bağırmadan, İncitmeden, Maziye gölge düşürmeden. Gönül kapımı vurup gitmek gibi değil, Ruhumda aynı anda yankılanan, Yapayalnız bir sükut olsun. Giderken ardında sandal ağacı kokusu, Yarım bir kahkaha Masada dudak izin kalacak. Ben ise gecenin kıyısında oturup Sabaha kadar sönen muma bakacağım. 17.05.2024
— (0 oy)
Paylaş: Twitter· Facebook· WhatsApp

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yaz!

Yorumlar moderasyon sonrası yayınlanır.

Ali Fırat Dicle — Diğer Şiirler

Tümü →