YARGISIZ BİR SEVDANIN MÜDAFAASI

15.10.2026 52 okunma
Bastım ay yüzü görmemiş balçık taşlarını bağrıma, Mezarlığın suskun toprağı gibi taşıdım içimi. Göğsümde, paslı demir kapı gibi çarpıyor kalbim, Açıldıkça karanlık sızdıran, Kapandıkça beni içime gömen… Sahipleniyorum artık yetim bırakılmış acılarımı. En çok terk edildiği yerde çoğalan benim, Bir yokluğun küf tutmuş duvarlarında, Kendi çürümesine şahit oldukça derinleşen. Susuyorum… Sana dair her kelime boğazımın dar mahzenlerinde Boğulmuş bir mahkûm. Dilim, kendi infazına tanıklık eden cellâd, Ne seni söyleyebiliyor, Ne senden vazgeçebiliyor. Ruhumu adadığım sana dair Bir adamın kırık duaları. Kendi mezarını omzunda taşıyan Söylenecek sözler değil artık, Oturdum duygularımın gölgesine… Yani yüreğimin en tenha mezrasına. Güneşin bile uğramaktan çekindiği, Hatıraların rutubet gibi tavandan damladığı yere. Bir sandalye çektim kendime Ve kendi çöküşümü seyrettim uzun uzun. Kızıyorum duygularıma. İçten içe yazma diyorum. Sesini duymayan o merhametsiz suskunluğa, Kendi vicdanını çoktan gömmüş o uzaklığa… Ama nafile. Korktuğum her şey, Kaderin kara postallarıyla Göğsüme basarak geliyor tekrar. Sesim, boğazımın paslı tellerinde kördüğüm Bir kuyuya bağırır gibi yaşıyorum seni, Yankım bile bana geri dönmüyor. Kendime kendi sesimi duyuramıyorken, Ben seni hangi kıyametten çağırayım? Aşk, diyorum… Göğsümün altında çöküyor bir enkaz Sevda, diyorum… İçimde yükseliyor kara dumanlar Bir şehir kendi üzerine yıkılıyor sessizce. Sen, diyorum… Dilimin bütün kemikleri kırılıyor. Yutamıyorum ağzımda paslı bir çivi adın. Kanaya kanaya taşıyorum. Sanırım ne yazdığımı bilmiyorum artık. Fazla acıyınca aklını değil, Kelimelerini kaybediyor önce. Bu asi, söz dinlemez, İsyankâr sözcüklerin benimle ne derdi var bilmiyorum, Neden her cümle beni biraz daha sana gömüyor? Saatler geçiyor… Göz bebeklerimden sana bakarak çürüyorum. Zaman yaşlandırmıyor beni artık, İçimdeki canlı yerleri tek tek öldürüyor zaman Ellerim sana uzanırken, Geceyi okşuyor istemsizce. Karanlık, avuçlarıma sen diye siniyor. Gözlerim, yokluğunun kıvrımlarında uyumaya çalışıyor, Uykular bile mezar kadar soğuk. Usul usul açılıp kapanan gözlerim, O kırık saatte takılıyor kalbimde asılı duran Parçalayarak geçiyor saniyeler dakikaları Saatler ömrümü kemiriyor aç bir hayvan gibi. Gündüzü yaz olan kalbimin gecesinde Kıyamet ilan ediyorsun yaz yerine Kalbimin viran sokaklarında Hatıran siren değil artık, Dolaşıyor toplu mezar sessizliğinde Duygularım boğulmuyor yalnız… Kurşuna diziliyor tek ayaküstünde. Güzel olan ne varsa bir bir düşüyor içimde Bir felaket filmini kahvesini içerek izleyen biri gibi, Hiç kirlenmeden bakıyorsun yıkımıma. Ya kalbimdeki devlete ne demeli? Beni senin yargısız infazına teslim olurken, Kutsallık veriyor sana beraat diye. Bense her gece Kendime müebbet okuyorum mahkememde Sahte deliller düzenlemiyor içimdeki mahkeme, Suçum... Seni gereğinden fazla sevmek. Cezam... Her gece biraz daha eksilmek. Seni unutmak, Kendi içimde bir cinayet işlemek gibi, Kendi mezar taşıma adımı kazımak geliyor bana. İlk kez ben, Ölmeyi değil, Sende eksik kalmayı beceremiyorum… 28.07.2013
— (0 oy)
Paylaş: Twitter· Facebook· WhatsApp

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yaz!

Yorumlar moderasyon sonrası yayınlanır.

Ali Fırat Dicle — Diğer Şiirler

Tümü →