YÜREĞİMİN YANGINI

15.10.2026 94 okunma
I. KADERİN DÜĞÜMÜ Sonbaharın ilk hüznü düştü göğe o gün, Gökyüzü pas rengi, gökyüzü zifir… Ağaçlar, içinden canı yavaşça çekilen adamlar gibi Birer birer döktü yapraklarını. Sarı yapraklar ağır ağır inerken toprağa, Bir ananın duası gibi indin dünyamıza. Kirpiklerine vuran o eylül güneşi Ilık ama kederliydi lo bra Sanki felek daha baştan mühürlemişti alnına İçine işleyecek o kahpe acıları… Adını Fırat koydular Bir nehir gibi çağlasın, öfkeyle aksın diye ömrün, Önüne çıkan kayaları yara yara devirsin diye Öyle de yaşadın ulan Coşkun, asi, boyun eğmeyen Bir dağ yamacıydın sen kardeşim Rüzgâr esti, fırtına koptu da yine eğemedi başını. Ama yokluğu erkenden tanıdın sen Ekmeğin sert yüzünü, gecenin zifiri soğuk sessizliğini, İnsanın içine oturan o çaresiz kimsesizliği… Daha gencecik baharında, Omuzlarına yılların, zamansız kahrın yükü bindirilmişti. II. GÖKYÜZÜNÜN KARARDIĞI O GÜN O gün… O kahrolası, o puşt gün Gökyüzü bile utandı da karardı sanki. Yüksek gerilim tellerinde Bir ömür asılı kaldı be kardeşim Elektrik değil, feleğin kahpe çarkı çarptı seni Bir anda kesildi o aslan sesin, Bir ağacın en güçlü, en diri dalı Ansızın kırıldı fırtınada. En yeşil yaprağımızdın sen bizim, Gözlerimizin önünde kurudun, kavruldun… Hastane kapılarında nöbet tuttuk iki uzun hafta İki cehennem haftası… Bir makinenin soğuk, mekanik tıkırtısına sattık umudumuzu. Belki bir parmağı kıpırdar… dedik, Belki gözünü açar da ‘buradayım bra’ der… Her öğle vakti koridorlara vuran o yetim güneşe baktım Sanki ışık yüzüne değerse kalkıp yürüyecektin Hastane kokusu ağır, zift Doktorların dudaklarında kelepçeli yarım cümleler, Bizim içimizde yarım kalan, göğe yükselen dualar… Sen öylece sargılar içinde yatarken yiğidim, Biz zamana tutunduk, bir nefesine, Bir göz kapağının titremesine… Oysa sen meğer çoktan, Uzak, dönüşsüz bir kıyıya yürümeye başlamışsın… O coşkun gülüşün, Bir odayı baştan sona ısıtan o kahkahan, Ak düşmüş saçlarının arasındaki o yorgun gururun, O dimdik, dağ gibi duran bedenin… Nasıl sığar şimdi birkaç solmuş, sararmış fotoğrafa III. ACI VURDU ARALIKTA İnsan sevdiğinin sesini unutmaya korkar mı bra? Ben çok korktum Aralık gelince dünya buz tuttu, Ben içten içe, için için yandım. Kar yağdı çatılarak, Benim içime devasa bir kor düştü. Seni toprağa vermedim ben sadece Alıp ciğerimin en derin yerine, Kanımın içine gömdüm Nereye gitsem, bir parçam eksik, Bir yanım sersefil dolaşıyorum… Sol yanım o gün buz kesti Fırat Ne güneş ısıttı sonra, ne gelen baharlar. İnsan sadece yaşamayı öğreniyor işte İçinde kırık, üstü kapanmaz bir mezarla İnsanın en çaresiz anı neymiş bilir misin? Sevdiğini kurtaramadan, göz göre göre kaybetmek Ama hiçbir yara, O son yaran kadar derin değildi… Sen giderken ardında Bir çift küçücük, yetim ayakkabı bıraktın. Henüz yürümeyi yeni öğrenen o minik oğlun… Daha “baba” kelimesini tam çatmadan Yetim kaldı senin o gür sesinle Bir çocuk babasını hiç hatırlamadan nasıl büyür lo bra? Hangi gece, evladın içindeki O baba özlemini susturabilir? Yaz ortasında yanmış dağ ormanları gibi Kavruldu içimiz o aralık akşamında… IV. KAN UYUŞUR, CAN YAŞAR Ama bitmedi Fırat’ım, Teslim olmadı bu soy Sana bir haberim var, Dinle beni gecenin karanlığından Adını oğluma verdim "Fırat" dedim ona Ben "Fırat" diye haykırdığımda odalarda, Bir gölge değil artık, Durup duran bir canlı hatırasın Sen gittiğinde bir yaşına bile basmamıştı Senin yavrun Baran… Avuç içi kadar elleri vardı, Sana uzanamadan büyüdü yokluğunda. Şimdi bakıyorum da… Koskoca bir adam oldu kardeşim Omuzlarına hayatın yükü çökmüş biraz Gülüşü hâlâ sen Bir kahkaha atıyor bazen, Vallahi içim ürperiyor Sanki kapı çalınacak da sen “Ben geldim bra” diyeceksin. Ne çok sana benziyor… Bakışı aynı sen, o uzaklara daldığın gözlerin Mertliği aynı, haksızlığa susamayan o namuslu yanın. Oturup kalkışı bile senden kalma… Şimdi evimde senin adını taşıyan bir oğlum var Fırat Damarlarında senin asil ruhunu, senin kanını gezdiren Baran Bazen sofrada ikisine bakıyorum Biri adını yaşatıyor hayatta, biri senden kalan sesi İkisi birden seni eksik bırakmıyor bu kahpe dünyada Baran yürüyor yolda… Dik, ağırbaşlı, tıpkı senin gibi yiğit Sanki yeryüzüne senin gölgen düşüyor da, O gölgenin içinden geçip yürüyor. Bir gülüyor bazen… Evimizin kararan duvarlarına güneş vuruyor. Bazen karşısında oturuyorum sessizce, Yüzüne bakıyorum uzun uzun Zaman kırılıyor sanki Fırat Sen oturuyorsun karşımda Sanki Allah seni tamamen almaya kıyamamış da, Bir parçanı, o yüce ruhunu oğlunun kalbine saklamış… V. SÖZ BİTER, SEVDA BİTMEZ Yine de yokluğun bir deprem gibi içimizde… Duvarlar ayakta belki Biz hâlâ o enkazın altındayız. Hastanede çektiğim, Kimselere gösteremediğim o son fotoğrafına bakıyorum bazen. Zaman donuyor, Sesin geliyor kulağıma, O tanıdık kahkahan çınlıyor. Sonra bir sessizlik çöküyor içime Öyle ağır, öyle derin ki… İnsan kendi kalbinin yükü altında eziliyor Yokluğun kış gibi çöktü üzerimize Fırat. Ne kadar bahar gelse de içimizdeki o dağ ayazı dinmedi. Biz seni unutmadık, unutulacak adam değildin ki zaten Sen bu evin duvarlarında kaldın, Çayın buharında, Akşam telaşında, Kapının açılış sesinde… Bir futbol maçının en heyecanlı dakikasında Bir insan ölünce sevgisi azalır sanırlar, Oysa bazı sevgiler ölümle büyür, Ölümle devleşir kardeşim Şimdi her nefeste biraz sen varsın içimde, Her duamın sonunda adın geçiyor. Senin eksikliğinle uyanıyorum. Biliyor musun bra? İnsan en çok, Bir daha sarılamayacağı kardeşini özlüyor… Sen şimdi… Oğlum Fırat’ın adında, Evladın Baran’ın yürüyüşünde, gülüşünde, bakışında, Benim bu kırık, Bu boynu bükük kalbimin en derin yerinde Ebediyen, dimdik yaşıyorsun Seni çok seviyorum kardeşim… Hâlâ Her nefeste Her sızıda Her duada 27.11.2007 - 12.05.2026
— (0 oy)
Paylaş: Twitter· Facebook· WhatsApp

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yaz!

Yorumlar moderasyon sonrası yayınlanır.

Ali Fırat Dicle — Diğer Şiirler

Tümü →